Göğün Çocuğum

2
232

Aidiyet duygusu o kadar önemli ki.. Benliğimizi kaybetmemiz için çok seçenek var çünkü önümüzde. Hayatın hızına,toplumda ki yeniliklere yetişeceğiz diye hiçbir şeyden geri kalmamak pahasına kendi özümüze geri kalıyoruz ve bu şekilde kim olduğumuzu unutuyoruz.Kimlik kaybı aslında çağımızın en önemli problemi. Olmuşumuzu, oluşumumuzu boş verip sosyal platformda bir başkası gibi davranmaya bayılıyoruz. Eleştirdiğim halde belki bende yapıyorumdur bunu. Peki soruyorum size biz kimiz? Neyiz? Ne için varız?Daha en başlara dönersek yaratılışımıza ‘topraktan geldik işte’…. Bu kadar mı yani? ‘Toprak’ bu terim bana küçüklüğümden beri hep doğayı çağrıştırdı. Topraktan geldik ve oraya döneceksek doğaya aitiz dedim ben. Ne olduğum ve nasıl göründüğümle ilgilenmedim. Var oluşumu kabullendim sadece… Çünkü ait olduğum bu beden bana sorularak var olmamıştı .Cinsiyetim,ten rengim,sesim,kokum…kısaca beni ve bizleri biz yapan her şey bilmediğimiz bir şekilde oldurularak yine bir bilinmezin ortasına fırlatılıp atılmıştı. Bırakıldığımız bu yabancısı olduğumuz yerde ise kendimizi kaybetmemiz için çok seçenek vardı. Küçük Prens’in gülü gibi kibirli davranıyoruz aslında duygularımızı açığa çıkarmalıyız. Bizi biz yapan en önemli şey duygumuz ama işte kibir bizim bu yabancısı olduğumuz yerde ki şuan en tanıdık gelenimiz çünkü etrafımız hep statüko mottosu ile yaşayan ve etiket kaygısı ile büyüyen insanlarla dolu ne yazık ki. Büyümeye başladığımız andan itibaren eleştiri ile ve ailemizin bile bizi kendi halimizde kalmamıza izin vermeden onların istediği gibi olmamız için diretmesiyle geçti.Önemli olan önümüze konulan bu kalıpların dışına çıkabilmekte. Büyümek bir döngü ise hayal gücünle yen onu çünkü düşünce mekaniği değişirse duygularda;alışkanlıklarda yeniden şekillenir.Yine Küçük Prensten sevdiğim bir söz “gülünü önemli kılan ona harcadığın zamandır”. Zamanımız keşkelerle,etiketlerle,başkası tarafından önümüze sunulan kalıplarla harcanmayacak kadar kıymetli. Bize ayrılan süre ne kadardır bilmiyoruz.O yüzden harekete geçmeliyiz ve bizleri harekete geçirecek şeyleri bulmalıyız. Her birimiz değerliyiz “Değerli olmana gerek yok ama önemli olacaksın” tabusuna uymak zorunda değiliz. O yüzden çevre bu konuda en önemli etken. Aslında bize huzur verecek,kaygıdan kurtaracak bir çevremiz olsa daha özgür ve huzurlu olup, boş meşgalelerden sıyrılarak daha sağlıklı bireyler olabiliriz. Okuduğum bir dergi de küçük bir kızın Küçük Prens için yazmış olduğu bir bölüm vardı. Beni etkileyen bu küçük prenses diyordu ki: “Bence çocukların hayal dünyaları çok geniş ,çünkü onların korkuları yok. Benim de hiç yoktu ama biraz büyüdüğüm için karanlıktan korkmaya başladım.Bence küçük prens karanlıkta kaldığı zaman korkmuyordur,çünkü o daha çocuk.”İŞTE! Bu masumiyet ve korkusuzluk beni etkileyen.İçindeki saflığı koru.Arada bi iç dünyana, derinlerine in. Korkma! konuş kendinle. Evinin dekorunu değiştirir gibi ilgilen,kirlilerini değiştirir gibi arındır kendini. Sana en iyi gelenini, en iyi hissettirenini bul. Her anlamda: arkadaş,iş,çevre,hatta haz. Mühim olan AN’ı yaşamakta değil o anı güzelleştiren hazları veya haz olmayan şeylerin farkına varabilmekte. Ben mesela küçüklüğümden beri hayranı olduğum Küçük Prens’i konu alan dergiyi alınca bu hazza ulaştım.Küçüklüğüme döndüm o yıllar hikaye yazardım az daha büyüyüp ortaokul çağıma geldiğimde günlük en son ise deneme… içimde yeniden yazma isteği uyandıran başucumdan ayırmadığım kitabı konu alan bu dergi oldu. Tabii bu bana göre haz herkes için değişebilir.Ben Küçük Prens’i buldum bunu kitabı okuyanlar bilir. Hayatının En’lerini bul ve kendi dünyanı yarat baştan aşağı sen koksun. Tüm renkleri karıştır alabildiğine.Siyahıyla ,beyazıyla ön yargılarından sıyrılarak etrafındaki güzelliklerin farkına var.Bakmakla yetinme Gör.’ Sizin Dünyada insanlar dedi Küçük Prens,bir bahçede beş bin gül yetiştiriyorlar;yine de aradıklarını bulamıyorlar.Bulamıyorlar dedim.Oysa aradıkları tek bir gülde,bir damla suda bulunabilir.Kalbinle gör. Hayat bir film ise başa geç ve en tuhaf şekilde davran çünkü en sevdiğim yetişkinler en iyi şekilde tuhaf olanlar.Büyüdüğümüzde asıl önemli şeyleri unutuyoruz bu yüzden Küçük Prens’i yakınlarımızda tutmalıyız. Bazen dur ve sadece türkü tuttur.Çünkü türkü bana göre aşk,aşkın bana kattığı değer,bir öğreti. Cennet dünyada gerçekten mutlu olamayanların yeri bu yüzden her şeyden önce mutlu ol.Hayatı dilediğin gibi yaşa.Doğal bir afet gibidir açlık,ayrıca reddedilmeyi kabul etmeyen küçük çılgın bir tanrı gibidir. Sevgi açlığı,ilişki açlığı,açlık herkesin bildiği gibi şiddetlenir.Tok ol. Kendinle barış ve sevgiye de ilişkiye de tok ol.Tadını al ama tadında bırak.Aşk var olan en kuvvetli uyuşturucudur. Aşkını yaşa hemde dolu dizgin doruklara ulaşırcasına. Bizim ülkemiz yasaklar ülkesi.Öpüşmeyi bilmeyen,sevmeyi bilmeyenlerin ülkesi. Sen sıyrıl tüm bunlardan. Sevdiğin adamı veya kadını öp. Öpüşmekten bitkin kalana kadar. Çünkü biliyoruz ki yasaklandıkça şiddet çıkıyor ortaya ve biz kadınlara oluyor olan. Başımı belaya sokmak hayatımın bir parçası. Bata çıka yaşa bu hayatı,acını da dolu dizgin yaşa çünkü seni olgunlaştırır ve unutma ki her kadın bir hayat yaratır. Tıpkı tanrı gibi. Bu yüzden kadın olmak kutsaldır. Bir erkeğin seni incitmesine,hor görmesine,aldatmasına,saygısız olmasına göz yumma. Kendi dünyanı yaratabilirsin erkeğe ihtiyacın yok çünkü sen bir yaratıcısın. Kendini sev.Cinsiyetinden başlayarak her şeyini.Neden cinsiyet çünkü az önce de dediğim gibi benim ülkem de KADIN olmak zor ama bana kalırsa erkeklik daha zor bunu dediğim için şaşarlar bana eminim. Çünkü kadınlar pek konuşamaz benim ülkemde,yasaklarla yaşamak zorundadır. Peki kime göre? ONLARA! BANA göre erkekler acizler çünkü duygularını gizlemeye çalışan,sürekli sert olmaya çabalayan,hayatı biz kadınlara göre geç keşfeden ve bu kadar uğraşın arasında kafayı tırlatıp gorilleşen bireylerdir.İşte tam da bu yüzden kendini sev.Goril olsan da kadın olsan da. İç güdülerine kulak ver. Çoğu insan mantıkla hareket etmeyi akılcı ve deha bulur ama iç güdünün düşünceden üstün olduğunu unuturlar. Fikirlerimiz değişkenlik gösterebilir herhangi bir konu hakkında karşımızdakini dinleyip mantıklı bulup o fikri benimseyebiliriz ya da bir yazı okuruz ve etkilenir sözlerimiz arasına sıkıştırırız ama duygular sabit ve tektir.Düşünüyorum öyleyse varım diyen adam bana göre hiç diş ağrısı çekmemiş birinin edebileceği bir cümle. Dişin ağrıdığı anki acıyı bana tarif et desem bunu en gerçek sen anlayabilirsin karşındakinin ise anlaması için başına aynısının gelmesi gerekir.Mantıktan sıyrılın demiyorum bundan seneler önce bu yazıyı yazmış olsam duyguyu önemsemeden yazardım. Demek istediğim yaşadığımız bir olay öyle bir an olur ki duygularımız mantığımızın önüne geçer.Sevgi,Kin,nefret,öfke,kıskançlık,açlık,bencillik(ego),şehvet…. Bunlar bizi ele geçiren en net duygular öyleyse bir şey bir şeyin önüne geçebiliyorsa o şey daha üsttür. Duygular her zaman daha kuvvetlidir. İçinizden geleni dinlemeye cesaret edebilirseniz çevreniz ve tanıştığınız insanlar hakkında ne çok şey söylediğini fark edebilirsiniz. Ben içimden gelen sese kulak veriyorum.Tabii ki geçmişimde hatalar yaptım ve belki yapmam dediğim halde yeniden yapacağım ama insanlar ve durumlar hakkındaki algımda iç sese kulak vermek analiz etmekten her zaman daha iyi sonuçlar veriyor.
KOYUN OLMA. Olaylara karşı tepkisiz kalan insanları hiçbir zaman anlayamadım,eleştirmeyenleri,sorgulamayanları oysa ki bunlar için varız. Teröre,şiddete ve her türlü çirkinliğe sessiz kalma çünkü bu dünyada kurbanlardan bahsetmiyorlar.Kurbanları sadece birer sayı olarak aktarıyorlar.
ADALETLİ OL. Bazen devlet ve yasa bizlerin birer birey olarak duygularımızla tecelli etmesini istediğimiz adalet ihtiyacını karşılayamazlar.Neyse sen kendi iç dünyanda kendi devletini kur içinde adalet olan.
İNSAN SEV. Irkçılık ya da üstün ırk düşüncesi hakkında hep düşünmüşümdür. Beyaz,kara,Türk,Kürt ne fark eder ki? İnsanız dedim hep… Hala bu kanıdayım onca şeye rağmen hayret! Ben Makedon kökenli bir Türküm ve potansiyel bir kurban olduğum duygusunu her zaman hissetmişimdir.Göçmen bir bireyseniz yaşadığınız toplumda hep arka planda tutulursunuz bu yüzden onlara karşıt bir duygu beslemeniz size empoze edilir. Ama ben arka planda olmayı sevmem. işte bu yüzden onlara karşıt bir duygu asla beslemedim. Ben ve tüm insanlık Dünyaya bile ait değildik sonuçta ölüm yok mu? E o zaman dünyada bile kalıcı değilken neden ayrıştırıcı olalım ki. Ben bir sanatçıyım. Sanat üzerine bir bölüm okuyorum;sanatçı da boksöre benzer. Bazen kazanır bazen kaybedersiniz.Kaybetseniz bile önemli olan ayakta kalıp yola devam etmenizdir.Başarısızlıklar insana başarılarından daha çok şey öğretir.Ben hep istediğim gibi yazdım istediğim gibi çizdim o yüzden bu yazımda da dedim ki: hayatına tüm renkler hakim olsun alabildiğine boya her yeri. Bazen kırmızı çizgilerin olsun sil geç,çokça mavilerin olsun en az mavi kadar özgür ve huzurlu hisset, kimi zaman yeşillerin olsun baharlar açsın için, ağaç gibi kök sal hayata kopmaz köklerin olsun ve bir çınar kadar kuvvetli ol. Doğa gibi saf ve temiz. SARILARIN olsun sonra. Işılda. Ne yaşarsan ne kadar dibi görürsen gör içinde ki o ışık senin pusulan olsun.Her yeni güne yeni başlangıçların olsun.TURUNCU kadar sıcak ol. İçinde hep yanan bi ateş olsun “bu kadar şey yaşamayı hak etmedim. Artık ayağa kalkamam yeter! dediğin an’da” o ateş seni ayağa kaldırsın. MOR olsun mor! çokça severim… Bana göre sanatın rengi mor’dur. Hayatında hep sanat olsun çünkü sen zaten bir sanat eserisin ve mor kadar asil ol her zaman. VE LACİVERT gecenin rengi.Gece ise ayıpları çağrıştırır bana. Ayıplarının arkasında ol. Ne demiş Turgut Uyar: Bu karanlık böyle iyi afferin tanrıya. Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum. Karanlık yönlerini sev ve karanlığını yaşa. Yaşa ve bir anda kanına karışsın tüm renkler evrenin yüceliğidir bu. Eserlerini evrene atfedenler bir renk olur sonra gökkuşağını oluşturur. Ben de bu kuşağın bir rengiydim bunu farkettiğimde kalemim kalem olmaktan çıkıp bir renk, bir çiçek olmuştu artık. O yüzden sorgulamayı bırak ve sadece sev! Neden aşk demedim biliyor musunuz?Çünkü aşka kapılmak kolay ve emeksiz ama sevgiye kapılmak oldukça zor ve çaba gerektiren bir duygu. Canının yanacağını bilsen de sev.Çünkü “felaketler sağlamasıdır birlikteliğin” Bazen acıyı da yaşamak iyidir. Acı hep bilinmeyen şeyler çıkarıyor ya insanın karşısına,sevgi de öyle. Yağmurda rüzgarla dans eder gibi haz verir sevgi ama cama vuran yağmur hızlanarak manzarayı kırabilir. Acı hep bilinmeyen şeyler çıkarıyor ya insanın karşısına, sevgi de öyle işte. Bir süre,çatıya vuran yağmuru sanki dolu yağıyormuş gibi dinleriz.Yormadan,bağlanmadan,sorgulamadan sadece sev canın yansa da.
Hayal et. Hayal etmek bana çocukluğumu çağrıştırıyor nedense.Küçükken bulutların şeklini hep bir şeylere benzetirdik o zamanlar hayal gücünün farkında olup tadına vardığımız en doğal zamanlarımızdı. Mutluluk arar dururuz ya hani büyüdüğümüzde. Aslında mutluluğun formülü hayal gücü. Büyüdükçe uğraşlarımız artıyor ve haliyle kaygılarımızda;yaşamla mücadele edeyim,para kazanayım,şöyle evim,şöyle arabam olsun derken çocukluğumuzda ki kadar masum ve umursamaz olmayı unutuyoruz. Tabii ki kendimiz için çabalamalıyız iyi bir yaşamı hepimiz hak ediyoruz çünkü ama elindekilerle de mutlu olmayı bilmeli. Ben size söyleyeyim insanı en çok sahip olmadığı,yalnızca hayal ettiği şey mutlu eder. Öyleyse çek içine tüm çiçekleri koklarmışçasına ve kahinata doğru sadece gülümse. “ilkbahar gibi bir mevsimi olan bu dünya,üzerinde yaşanmaya değer… ne olursa olsun”.
Müzik dinle.En sevdiğim şairin şiirinden bir bölüm geldi aklıma.İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine hem de tüm benliği seslerle ezgilerle dolarcasına. Bazen bir müzik dinlersin aşk olur,bazen tutku,bazen hüzün. Kocaman bir denizde ender bir balık olduğunu hatırlatır. Kimi zaman da bir rüzgar gibi içine dolar. Seni yolculuğa çıkaran transatlantik bir gemi,trans galaktik bir deliliktir.Evrenselliği yakalayabilirsen en önemlisi sana özgün olmayı öğretir.Bence özgün olmak çağdaş olmaktır.Müziktense şuan konu Tuna Kiremitçi ne de güzel demiş” ve bir çağ gerek bize ve bir çağ bundan özgür”.MÜZİK öğretir ve öğrenmek dediğimiz şey hiçbir zaman bitmez.Bazen bir Türkü dinleyip Anadolu’nun sıcak bağrına düşmelisin,bazen Rock dinleyip sert olmalı, jazz kadar da yumuşak,Bluess gibi dumanlı hissetmelisin. Gökkuşağı gibi her renk.Tüm renklere kapıl ve özgürce yaşa çünkü renklilik ve delilik en güzel şeydir.
Sevgini göster.Hislerini içinde tutan aşkını gizlice kabuğunda yaşayan insanları hiçbir zaman anlayamadım ve anlayamayacağım. Konumuz hayatın kısalığı değil mi? Dokunmak güzeldir ya korkmayın bundan. Ölümlü Dünya… sarılın,sevin,koklaşın ve hatta öpüşün. Öpmek özünde başlangıç edimidir.Bir ilk adım,kendini başkalarına tanıtmanın en simgesel biçimlerinden. Bu yüzden sevgini aman etraf ne der? Diye heba etme. Çünkü bu hayat kısa. Hayat kısa kuşlar uçuyor değil bu sefer .Hayat kısa dudaklar kavuşuyor.İçinde bulunduğum ırkta sevgiye,güvene,cesarete yer yok belki de bu yüzdendir çoğumuzun korkarak yaşaması. Pardon belkisi fazla…. O kadar saçma bir yerdeyim ki terör kabul,kurbanlık koyunlar kabul,şiddet kabul,istismar kabul ama aşk yasak,şarap yasak, kadının kahkahası yasak.Güzel olan ne varsa yasak yani.Ben o yüzden buraya ait değilim,dünyaya bile ama sevgimin başkentindeyim.
DÜRÜST OL.En ama en önemli şey de bu!Kendine güveni olmayan insanın dürüst olmayacağı kanısındayım. Bir sonraki maddem kendinle barış olacak ama önce bunu yazmam gerek.Ben hep şeffaf oldum hepte çok net.Hatta bu kadar netlik iyi değil dendi aldırmadım.Kandırılma duygusu çok iğreti…hayatına aldığın insana söylediğin yalanın fark edilmesi hayatta yiyebileceğin en ağır tokattır.İnsan kendine nasıl yapabilir ki bunu? Yüzleş kendinle,arada içini çıkar, al karşına ve konuş,hesaplaşıp kucaklaş onunla.Kucaklaş ki için dışına taşsın. Böylece aklından, kalbinden geçenler ortak olup dilinden dökülsün.
Kendinle Barış!
İşte aslolan madde bu.Kendinizle barışmanızla başlıyor her şey bunun için de kendinizi sevmeniz gerek .Eksik olan her yönünüzle.Bir parmağın diğerlerine oranla daha kısa olabilir,bir gözün diğerinden az görebilir,saçın kısadır ya da hiç yoktur. Bunların ne önemi var ki? Bizi biz yapan karakterimiz ve zekamız. Bir de içten koskoca bir gülüş. Tabulardan,dayatmalardan sıyrıl. Sadece kendine yönel. Dön bi bak içine. Al karşına konuş onunla. Bu benim yapmayı en sevdiğim şey.İç dünyanla kavgan varsa en iyi fırsat işte sana. Dök içini. Barış onunla.Hatalarınla,doğrularınla bu hayatta varsın ve her şeyden değerlisin. Yeryüzündeki en güzel çiçekten birisin baharın kucağında açan.Bir masa kur baharın göbeğinde en geniş çınarın dibinde.Biraz rakı olsun masanda biraz mavilik,biraz da MÜZEYYEN ABLA kaldır kadehini bahara,masandan yeşillik aksın aksın ki çiçek açsın her yer, tüm kahinat ve yeryüzüne saldığın çiçeklerin göğe karışsın.Çünkü hayat mor kadehte sunulmuş bir armağandır bizlere ve ne zaman büyüttüğüne inanırsan kendini işte o zaman kaldır kadehi kırmızı ojeli ellerinle Nice! Nice! kalplere….

2 YORUMLAR

YORUM YAZ!

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.