Göç Edelim

Şimdi toplasak bütün güzel anılarımızı, taşısak bugünümüze eski tadını verir mi ki bize?
Her şey, zamanında yaşanıp bittiyse eğer ve zamanında güzel ise neden düşünürüz ki bu kadar eski güzel günlerimizi?
Belki düşünmesek, daha iyilerini yaşayabiliriz.
Fakat bu eskiyi düşünmek öyle tatlı ki vazgeçemiyoruz bir türlü. İşin tuhaf yanı da bu durumun evrensel olması.
Evrensel bir özlem bu. Evrensel bir yanılgı. Peki neden?
Şimdiki zamanımızda, demir atacak bir koy bulamaz mıyız?
İçimizde biriktirdiğimiz, yaşanmasını dilediğimiz, hayalini kurduğumuz o güzel günlerin veyahut, geçmişte yaşadığımız ve içinde kaybolduğumuz o güzel zamanların yaşanacağı bir koy… Bulamaz mıyız?
Şimdiyi yaşayanlar, şimdiyi anlayanlar buldular gibi geliyor bana.
Onlar, zamanı bir farklı yaşıyorlar sanki.
Bir farklı değerlendiriyorlar, bir farklı bakıyorlar.
Hadi! Yırtıp geçelim bütün bu kozaları.
Kim varsa, geçmişe özlem duyan, kalksın ayağa!
Hep beraber, güzel günler yaşayacağımız koylara göç edelim.
Bir kuş kanadını çarpsın, nehirler denizlere karışsın, bir bebek doğsun ve gözlerini açsın.
Biz olalım orada, o anlarda ve tanıklık edelim hayata.
Nefes alıp verdikçe, yaşamak dolsun içimize.
Doldukça, taşalım.
Kayalara şekil veren güçlü dalgalardan olalım.
İnsanlar bizi konuşsun, geçmiş yerinde saysın dursun.
Biz göç edelim!
Yaşamanın bir sanat olduğu ve nefes alıp vermenin işten sayıldığı günler olsun.
O günlere tanıklık edelim.
Duvarda asılı kalsın geleceğe akan saatler ve fotoğraf albümlerinde saklı kalsın geçmişin.
Sen kalk ayağa!
Eylemsizlik, öldürür.
Biz en iyisi göç edelim.
Yolculuklarımız olsun.
Her yolun kaldırımında, buluşalım. Dinlendiğiniz her molada, tanışalım.
Tanıştıkça, çoğalalım. Kendimizi, şanslı sayalım.
Ay, şekil değiştirsin her gece ve ışığı aydınlatsın bütün karanlık odalarımızı.
Geçmiş, gömülü bir hazine gibi ve kimsenin gücü yetmez bulup içindekileri çalmaya.
Bu yüzden diyorum ya,
Gel, biz seninle göç edelim.