Girl

0
169

Girl yönetmen Lukas Dhont’un ilk uzun metrajlısı.Film ilk film olmasına rağmen,yönetmenin yakaladığı olgun sinema dili Dhont’u günümüzün en çok ümit vadeden sinemacılarından biri haline getirmesinin yanında Girl’ü geride bıraktığımız 2018’in en dikkat çekici ilk fimleri arasına soktu.Cannes’da kazandığı Altın Kamera’da bunun kanıtı.
BALE
Bu sanat dalıyla ilgilenenler için fiziksel ve mental anlamda oldukça zorlu süreçlerin geçirilmesinin zorunlu olduğu bir disiplin.Bu sebeple bale sanatçısı olmak isteyen bireylerin yaşadıkları sürecin dramatik anlamda oldukça yoğun etkileri olduğunu söyleyebiliriz.Bale hikayelerinin yakın tarihli en bilinen örneklerinden biri “Dorren Aronofsky imzalı Black Swan”gerçek bale sanatçısının hayatına odaklanan bir filmdir. Bu tarz -bale sanatçılarının hayatlarına odaklanan filmler-eklediğimizde ortaya yoğun bir gelenek çıkıyor.
Girl ise bu geleneğin yeni ve çağdaş Avrupa sinemasında çıkan güçlü bir örneği.
Beden denilen enstrümanı kendini bulduğu alanda kullanması ama doğru enstrümana ulaşmak için daha beklemek zorunda olması Lara’yı filmin sonuna ulaştıran ve rutine kendi müdahalesiyle bir son vermek zorunda bırakan sürecin de resmi çiziliyor.
*Yabancı Dilde En İyi Film kategorisinde Altın Küre adaylığı elde ederek başarısını taçlandırdı.
Çarpıcı Bir LGBTI+ Hikayesi
LGBTI+ filmlerinin sinema dünyası içinde kendilerince bir yer edindiği aşikar.Bu içerikteki filmler hikayeleri itibariyle bireylerin toplumun geneli tarafından konulmuş,yazılı olmayan kurallara dair meydan okumasına işaret ediyor.
Girl’de balerin olmak isteyen genç Lara’nın hikayesini yaşadığı trans geçiş süreciyle birlikte ele alırken gösterdiğini başarıyla son dönemin en başarılı ve etkileyici LGBTI+ filmleri arasında yer almayı sonuna kadar hak ediyor.
Girl hikayesinin merkezinde yer alan trans birey Lara’ya hayat veren genç oyuncu Victor Polster’in kamera karşısına geçtiği ilk yapım olma özelliği de taşıyor.15 yaşındaki bale sanatçısı adayı Laranın içinde bir tür hapis hayatı yaşayan erkek bedenin etkilerini ve toplumun koyduğu kurallar arasında sıkılmışlığını verme konusunda son derece başarılı performans sergileyen Polster’in yeni kuşağın önemli oyuncuları arasında yer alacaktır.Oyuncunun Cannes Film Festivalinin “Belirli Bir Bakış” bölümünde kazandığı ödül de bu ihtimali güçlendirmekte.
Yönetmen Dhont Lara’nın bedenini kadın bedenine dönüşmesi süreci ve balenin talep ettiği fiziksel fedakarlık arasında güçlü bir paralellik kurarak filminin anlam dünyasını genişletiyor.Böylelikle daha derinlikli bir anlatı sunuyor.
Film aynı zamanda aile kuramına sorgulayıcı bir bakış getiriyor.
Aile;çoğu LGBTI+ filmin bireylerin cinsel yönelimleri önünde bir engel olarak konumlandırılır.Bu durum Girl için pek geçerli değil.Lara babası tarafından destekleniyor fakat sürecin devamında bu sorunsuz sürmüyor.Babasının dahi Larayı anlamadığı anlara tanık oluyoruz.Bu da filmin daha dramatik bir hal almasını sağlıyor.
Girl’ün konusunun kaynağını filmin yönetmeni ve aynı zamanda senaristlerinden biri olan LuKas Dhont’un 18 yaşındayken okuduğu gazete haberinden alıyor.O sırada henüz kendi homoseksüelliğini topluma ve çevresine açıklayamamış olan Dhont 15 yaşındayken balerin olmak isteyen bireyin hikayesini okuduğunda çok etkilenmiş ve “Eğer bir gün bir film çekersem konusu bu olacak.”demiş.
Girl,cinsiyet rollerine,kimliklere,kimliklerin zıttı olarak queer teorinin açıkladığı noktada queer kavramının inşasına,heteronormatif ve heteroseksist düzenin yıkıcılığına dair hislerin yoğunluğuna odaklanan sahneleriyle uzun yıllar hatırlanacak bir film olarak karşımıza çıkıyor.


CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.