Gel artık

2
1909

Yazın ortalarında arabanın ön koltuğunda geçtiğimiz yolları seyrederken gördüm onu. Göz göze geldik. Bakışmamız 10 saniye bile sürmemişken beni birkaç saatliğine affallattı. Nevrim döndü. Şaşkınlığı ve üzüntüyü aynı anda yaşadım. Gözümden bir yaş aktı. Yüz ifadesi hiç değişmemiş, ama öyle yaşlanmış ki. Yıllar onu yıpratmış. Koskoca dünyada aynı anda aynı yerdeydik. Dünya küçük diye buna derler.
Çok kızgındım, hiç geçmiyordu beni yiyip bitiren bu öfke. Fakat günün birinde aniden çıkıp gelse düşünmeden affederim. Ben onun gibi değilim. Ne kadar kızsam da ona beni bırakıp gittiği için, ona olan bağlılığım tüm kırgınlığımı silip süpürür. Yıllar önce sorgusuz sualsiz, ortada bir sebep yokken beni hayatından atması beni çok yaralamıştı. Ne kadar zaman geçerse geçsin acısı hep tazedir yüreğimde. Acı geçmiyor, sadece alışılıyor. Ben alıştım onun yokluğuna, ama varlığına öyle muhtacım ki. Beni güçlü heybetiyle sarıp sarmalamasına, tüm dertlerimi unutturmasına öyle ihtiyacım var ki. Ama yok. Hala gelmedi. O birkaç saniye içinde öyle bir bakıştık ki, sanki iki yabancıymışçasına. Aklım, başımı çevirmeme ne kadar zorlasa da ona bakmamak için, yüreğim dön bak ona diye bağırıyordu adeta. Eksiğim ben, çocukluğumun bir parçasını benden alıp gitti o. Ben hıçkıra hıçkıra gidişine ağlarken o bir dakika bile dönüp bakmadı bana, düşünmedi. Yüreğimdeki güller soldu, ama tekrar gelse, açar yine güllerim, diner gözyaşlarım, dönerim tekrar çocukluğuma. Gel hadi, bekliyorum. Çok geç olmadan gel ki gözüm arkada gitmeyeyim…

Gel artık


Bu makaleyi 1 dakikada okuyabilirsiniz.

2 YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.