Felsefe’nin İsyanı

0
107

“Felsefe “mantıklı isyan” gibi bir şeydir. Adaletsizliğin karşısına, dünyanın ve hayatın içinde bulunduğu kusurlu halin karşısına düşünceyi çıkartır.”

Alain Badiou, Sonsuz

İnsanı diğer canlılardan ayıran en belirgin özelliği elbette ki düşünebilmesidir. İnsan var olur, biraz büyür; düşünür, okur; düşünür, yetişkin olur; düşünür. Ve insan, tereddütsüz son olan ölüme yaklaştıkça da düşünmeye devam eder. Felsefenin temeli düşünmektir. Devamlılığı ise oluşturulan düşünceyi herhangi birine, bir şeye aktarabilmekle sağlanır.

İnsan düşünen bir varlıktır, felsefe insanı düşünmeye, düşündüklerini dile dökmeye iter. Kişinin arkasına bakabilmesine, oradaki dünya hakkında fikir üretmesine destek çıkar. Picodella Mirandola ‘İnsanın Değeri Üzerine Söylev’inde, “Ey adam! Sana ne hazır bir yüz, ne de özgün, doğuştan gelen bir özellik verdik, ki kendi yerini, biçimini, yeteneklerini kendin seçesin, onları kendi yargın, kendi kararın ile edinebilesin. Bütün öteki yaratıkların doğası bizim koyduğumuz yasalarla belirlenip sınırlanmıştır. Oysa senin önünde böyle yasalar yok, kendi yüzünün çizgilerini sana koruma görevini verdiğimiz özgür isteğinle çizebilirsin.” der. Bahşedilen onca nimetten birkaçını sayarken söz konusu olan nedir? Burada bahsedilen ‘sınırlar’ nelerdir?

İnsan her zaman muhteşem bir parçası olmuştur evrenin. Ateşi bulmaktan, birkaç nano-saniyede işlem yapabilen araçlar icat etme noktasına gelmişlerdir. Onları, bunları yapmaya iten tabii ki merak ve düşünme güçleridir. Korumakla yükümlü olduğu özgürlüğü ona beraberinde konuşma hakkını da getirir. Böylece yüz çizgilerini çizmeli, farklılığını ortaya koymalı, onu diğer varlıklardan ayıran özgürlüğü ile rahatça yeteneklerini seçmelidir. Dünya bir evren barındırır içinde. Büyüktür ancak kainatın öteki ucundan bakıldığında aslında ufacıktır. Milyarlarca insana ev sahipliği yapan dünya, pekala farklı görüşler büyüten insanlara da ev olur. Bir bireyin kendi yolunu ve görüşünü çizmesi kabulleniş ile başlar. Kendinin ne olduğunu, ne istediğini kabullenir ve böylece yıllarca sürecek olan mücadeleye ‘Başla’ komutu verilir. İçinde bulundukları dünyaya karşıt çizgiler çizen de olur, kendine bambaşka dünyalar yaratan da. Masum birini kirli düşüncelerin başrolü yapan çizgiler çizen de olur, kendi karanlık dünyasını çizgileriyle aydınlatan da. İşte tam bu noktada, insanın elindeki özgürlük parlar. Özgürdür, istediği resmi çizebilir ve bunları paylaşmak onun en temel dayanağıdır.

Ancak işler dünya cephesinde böyle ilerlemez. Gücü elinde tutanlar belli sınırlar koyar ve tam bu noktada Picodella’nın olmayan sınırlar aforizması çiğnenir. Koyulan sınırlar kişinin çizdiği yolu konuşmasına izin vermez. Bazen öyle anlar gelir ki, bir yol çizmeye dahi hak vermez. Felsefe ise insana hakkı olan özgürlüğü vadeder. Dünya’nın reddettiği düşüncelerini paylaşmasına olanak sağlar, kendini güvende hissettirir. Çünkü insan pek tabii kendi çizdiği yolu farklı yollardan daha çok benimser. O yol, evinde hissettirir. Dünya 21. yüzyıl itibarı ile sonsuz düşünceye kucak açar açmasına da, düşüncesini dile getirmeye yelteneni anında susturur. Adaletsizliklerin baş gösterdiği son birkaç yüzyılda felsefeye yönelimin artmasının, doğrusu kişi ve düşüncesini kurtaracak olanın felsefe olduğunun fark edilmesinin nedeni de budur. Kişi konuşma ihtiyacı ile kavrulurken daima susturulur ve içine kapanık olmaya zorlanır. Sesini keser, ‘Bu bence böyle değil!’ diyemez hale getirilir. Umudunu kesmek üzereyken felsefeyi ve sunduğu güzellikleri keşfeden birey, kendini zor atar. Adeta kaçış yolu olan özgür düşünceye dayalı bu dal, insanlığın asıl kurtarıcısıdır.

“İnsan ve genel olarak her akıl sahibi varlık, şu veya bu isteme için rastgele kullanılacak sırf bir araç olarak değil, kendisi amaç olarak vardır; ve gerek kendine, gerekse başka akıl sahibi varlıklara yönelen bütün eylemlerinde hep aynı zamanda amaç olarak görülmelidir.” diyen İoanna Kuçuradi, düşünce ve yaptıklarıyla iletişimde ve birçok konuda insanın araç ve aynı zamanda amaç olarak kullanılmasından söz eder. Kendini bu dalda ifade eden herkes bir şekilde kullanılacağının farkındadır elbet. Felsefe, bilimin aksine yığılarak ilerler ve öz düşünce mutlaka bir başka düşüncenin merceğine alınacaktır. Bu noktada felsefe zihinsel, aynı zamanda mantıklı isyanın oluşmasında rol oynar. Düşünebilen ve düşündüklerini dile getirebilen herkes dimdik bir şekilde ‘sınırları’ koyan gücün karşısında durur. Felsefenin kanıtlanma ihtiyacı duymayışı, kişinin çıkıp kendi görüşünü paylaşmasına en çok yardımcı olan özelliklerinden biridir. Bu sayede binlerce zıt veya aynı düşünce yığılır, yığılır, yığılır… En sonunda kocaman, koskocaman bir düşünce dağı oluşur.

“Kimliğini ya da kendisinin ne olduğunu ortaya koyan her kişi, dolaylı olarak kendisinin diğerlerinden farkını da ortaya koymaktadır. Kendisini konumlandırırken dayandığı şey de ‘öteki’ ya da ‘ötekiler’ olmaktadır. Her ‘biz’ ancak ‘siz’le mümkündür.” (Harun Tepe-Kimlik, Kimlikler ve İnsan Hakları)

Farklılıklar her zaman çok daha iyidir, tekdüzelikten kurtarır, daha geniş perspektifleri görmeyi sağlar. Kişi farkını düşünceleri ile ortaya koymalıdır. Düşünceler paylaşılıp, fark gösterildiği sürece mantıklı isyan hareketi her daim süregelecektir.

Kabulleniş ile özgürlük bir araya korkmadan getirildiğinde ise koca yığılmış fikir dağının yıkamayacağı adaletsizlik, önyargı yoktur. Yapılması gereken ideolojilerin kafada yığılmasını beklemek değil, dile dökülen birer felsefi düşünce olmasını sağlamaktır. Böylece bir başkası da kendi görüşünü üstüne attığında diğer bir düşünce dağı oluşabilir. 

 

Felsefe'nin İsyanı


Önceki İçerikKorono Virüsü
Sonraki İçerikDÜŞÜŞ!
Ana rahminde filizlendikten ölene kadar insanlar hep birbirine bir şeyler dayatır. Doğruyu ve yanlışı seçen, kişinin kendisi değil, onun dışında herkestir. Bebeklikten çocukluğa, çocukluktan gençliğe, gençlikten yetişkinliğe, yetişkinlikten ihtiyarlığa ve ihtiyarlıktan da ölüme… İnsan her zaman başkaları tarafından yönetilmiştir. Nasıl bir çocuk olması gerektiği, okulda nasıl bir öğrenci olacağı, hangi bölümü okuyacağı, nasıl bir anne-baba, nasıl bir eş olacağı sorularının cevabını hep bir başkası verir. Maalesef, ölürken nasıl bir hayat yaşamış olduğuyla bile, başka insanlar ilgilenir. Ben göçüp gittikten sonra benim hakkımda başkalarına fikir veren insanlar değil, yazılarım olsun istiyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.