Ezeli Eyyam

0
114

Rüzgar yaprakların saçlarını okşarken, ağaç dalları onları kıskanırcasına kıpırdıyordu. Batmaya hazırlanan güneş yüzünün yarısını bulutlara saklarken, diğer yarısını gökyüzünün güzelliğine güzellik katmak için dışarıda tutuyordu. Esen rüzgar güneşle işbirliği yapmıştı, ılıktı. Kuşlar güneşin manzarasına eşlik ediyor ve şarkı söylüyorlardı.

Genç kadın ise yollarda usul usul süzülüyor, gözleri etrafta geziniyordu. Kulakları tıpkı canını aslanın elinden kurtarmak için diken üstünde bekleyen bir geyik gibiydi, dikkati seslerdeydi.

Mevsimlerden bahardı, genç kız henüz yirmilerinin başındaydı. Yaşıtlarının birçoğu delilercesine eğleniyor, sarhoş oluyor, sevdikleri adam ya da kadınla vakit geçiriyorlardı. Enerjileri hayatlarına sığmıyordu sanki. Fakat genç kız kendini hiç de onlar gibi hissetmiyordu.

O, gününün yirmi yaş kadını değildi, sevgililik kavramını bir türlü basitleştirememişti. Birine duyduğu hoşlantı yeterli gelmiyordu. Aşık olmak, birinin aşkı olmak ne güzel duyguydu kim bilir o zamanlar? Geçmiş zamanların hanımefendileri gibi olmak istiyordu.

Kendini bildi bileli eskiye ilgi duyan genç kız, bugün de “Acaba 70 yıl önce doğsaydım ne olurdu?” diye düşünüyordu. Kabarık etekler, oldukça uğraş verilen ama yine de muhteşem doğal makyajlar, şapkalar, dünyanın en hüzünlü sözleri de okunsa, kulağa her zaman neşeli gelen müzikler…

O dönemlerde yazılan çoğu şeyi okumaya çalışıyordu. Savaşın beraberinde getirdiği birçok zorluk, hayatlarında değişimlere neden olmuştu o dönemin kadınları için.

Önce sevdiklerine veda etmek zorunda kalmışlar; sonra kendilerini bir anda her alanda çalışır halde bulmuşlardı. Savaşın ardından onlar için diğer bir zorluk baş göstermişti: Yeniden ‘kadın’ olmak.

O dönemin kadınları savaş zamanındaki emekleri, güçlü duruşlarıyla başka bir savaşın içindelerdi. Tekrar kadın olmaları gerektiğinde ise büründükleri şıklık, herkesi hayran bırakmıştı. Genç kız onlar gibi güçlü bir kadın olmak istiyordu, 50’lerin kadınları onun ışığıydı.

Daldığı düşünce çukurundan kulaklığından yükselen şarkının sesiyle ayrıldı.

“I cried a tear for nobody but you,

I’ll be a lonely one if you should say were through.”*

Sözleri büyük bir dikkat ve hayranlıkla dinlerken büyükannesinin evinin olduğu sokağa giriş yapmak üzereydi.

Küçük bahçenin eve açılan kapısından içeriye girdiğinde onun kutuların ortasında oturduğunu gördü. Elindeki diğer kutulardan farklı durana oldukça odaklanmıştı. Boğazını temizleyip dikkatini çekmek istediyse de başarılı olamadı. Sesini yükseltip konuştu.

“Merhaba büyükanne. İstediğin şeyleri getirdim. Nereye koyayım?” Kadın genç kıza göz ucuyla bakıp karıştırıyor olduğu kutuya geri döndü.

“Herhangi bir yere koyuver işte. Bak, neler buldum!”

Genç kız 88 yaşına girmek üzere olan büyükannesinin oldukça enerjik sesine şaşırmadan edemedi.  Uzun zamandır bu kadar neşeli değildi. Elindeki kumaş çantayı sağında duran masaya bıraktı.

“Neymiş onlar?” Sesindeki merakı gizleyememişti, cümlesi bittiğinde çoktan koltuktaki yerini almıştı.

“İnanamıyorum, hepsi duruyor. Bodrumda duruyorlarmış meğer,” Kızın kendine anlamsız gözlerle baktığını gören büyükanne boğazını temizleyip açıklama yaptı.

“Bak, bunlar benim ilk aşkımdan mektuplarım!” Elinde tuttuğu kağıtları kıza uzatmaktaydı.

Genç kızın gözleri büyükannesinin dolan gözlerine değdiğinde titredi. Şimdi yaşlı kadındaki enerji kıza da geçmişti, gözlerinin ışıldadığına yemin edebilirdi!

“Ne! Büyükanne, okuyabilir miyim?”

Yaşlı kadın torununda oldukça hevesli bir çift göz görüyordu. Düşündü ve bu kızın o zamanların aşklarını görmeyi hak ettiğine karar verdi.

“Tabii ki okuyabilirsin! Fakat küçük hanım, bunlardan kesinlikle anne ve babanın haberi olmamalı. Annen babasının adını görmediği için çokça üzülebilir.” Konuşmasının sonunu kahkahalarla bitiren kadın biraz yana kaydı ve oturması için yanını gösterdi.

Kız koltuğa yerleştikten sonra kutunun içinden rastgele bir mektup çıkardı. “Hiç şüphen olmasın! Ben senin tarafındayım, unuttun mu?”

Genç kız oldukça yıpranmış ve yazıları silikleşmiş zarfın içinden kağıdı dikkatli bir şekilde çıkardı. Kağıt zarf kadar yıpranmamıştı fakat yine de sararmış, yer yer yırtılmıştı.

Kağıdın kat yerlerindeki yıpranmayı gördüğünde büyükannesinin bu mektubu kaç kez okumuş olabileceğini tahmin etmeye çalıştı. Çok defa olmalıydı, yazının denk geldiği yerlerin silineceği kadar çok hem de.

“Hangi yıldan kalma bunlar?” Elindeki kağıda çokça yoğunlaşmış yaşlı kadını korkutmamak için olabildiğince yumuşak bir sesle sormuştu.

“1953. Amanın! Sadece 20’lerimdeydim, inanabiliyor musun? Nasıl da masumdum!” Kadın duyduğu hasretle derin bir iç çekti. “Ah Hamit Bey, ah… Ne çok sevmiştim seni!”

Kız gülümsedi. “Ah Hamit Bey, ah… Nasıl bir adamdın ki büyükannemi sadece hayalinle uçurmayı başardın?”

Büyükanne güldü ve hafifçe akan burnunu çekti. “Okursan anlarsın, nasıl bir adammış. Dikkat et de aşık olma!”

Genç kız tebessüm etti ve elindeki mektubu büyük bir heyecanla okumaya başladı;

Sevgili Hanımefendi,

Dilerim zannımdan gelen bu mektup sizin yüzünüzde ufak bir gülücüğe vesile olmuştur. Şayet öyle olduysa, tün bitti, güneş benim için doğdu demektir.

Sizlerden gelen mektubu okumak şahsım adına yaşama sebebi oluverdi. Babanız Beyefendi sebebiyle muhatara içinde olduğunuzu bilmekteyim. Yine de, var olan durumu düzeltmenin pek de bir yolunu bulabilmiş değilim.

Bu muhatara sebebiyle size karşı olan duygu ve arzumun artışını kestiremezsiniz.

İçinizi rahatlatacaksa şayet, zat-ı şahanenize ne denli büyük bir aşkla bağlı olduğumu bilmenizi yüreğimin en içinden isterim. Zira Juliet nasıl Romeo’nunsa, siz de icazet ettiğiniz takdirde benimsiniz.

Öneriniz üzere satırları artık yavaş ve yumuşak okuyorum. Sizlerin beni düşünüp hakkımda daha iyisi olduğuna karar vermeniz, üstelik bunu yine bana söylemiş olmanız öyle muazzam bir duygu ki. Yaratıcımıza sizi, sizinle tanıştırmadığından oldukça kızgınım. Evrenin en büyük ve en güzel fırsatından noksan kalmanız yüreğimi yaralıyor.

Shakespeare asır öncesinden size şiirler yazmış sanki, her satırda sizi okur gibiyim. Gözümün değdiği her harf sizin tansık parmaklarınızla okşanmış. Şöyle diyor dizeler:

Gel ey soylu gece, ey karalara bürünmüş anne,

Gel; öğret bana, nasıl kaybedilir…**

Nasıl kaybedildiğini bilmiyorum, Hanımefendi. Tek bildiğim bu sevdanın her geçen dakika içime sığmadığı.

En sevdiğim şiirlerin başrolüsünüz şimdi.

Sizi düşündüğüm her an, akrep yelkovanı ölümmüşçesine kovalıyor, yelkovan akrepten kaçıyor yaşamak istercesine.

Bir gün kaybetmeyi öğretirseniz bana, şüphesiz çakıldığım toprağa da sevgi büyüteceğim. Sizin tüm yıldızlardan daha güzel elleriniz beni ittiği için gurur duyacağım. Lakin şu an kaybetmeye bakirim, zira siz dünyanın en kırılgan yüreğini bana, Hamit Efendi’ye vedia ettiniz.

Sizinle yaşamak istediğim arzuların arasında diz kapaklarınızdan öpmek var. Acılarınızı öpmek, derdinize  yara bandı olmak istiyorum.

Sizin yaralarınızdan öpmeme müsaadeniz var mı bilmemekteyim. Yine de, düşlerimde sizi sarıp sarmaladığımı biliniz.

Mektubum burada sonlanıyor, saygı ve sevgideğer Hanımefendi. Sizlerin eliyle yazılan tek kelimeyi sabırsızca bekleyeceğim.

Hoşçakalın, hüsnü içimi öldüren, içimde öldüremediğim yârim.

Yüreğimin en derininden gelen sevgilerle.”

Başını okuduğu mektuptan kaldırdı genç kız. Büyükannesinin gözleriyle karşılaştığında az önce okuduğu satırların güzelliğinden kendi gözleri dolmuştu.

Biraz kendini toparladığında titreyen sesiyle sordu.

“Büyükanne, nasıldı böyle sevilmek?”

Yaşlı kadının gözleri mektupta takılı kalmıştı. Hamit Bey’in çok sevdiği gözlerinden yaşlar akıyordu.

“Anlatmam, anlatamam ki biriciğim. Kalbim öyle hızlı atar, öyle bir şiddetle çarpardı ki… Giysilerimin üzerinden atışını görür, çoğu zaman gerçekten kalp krizi geçirdiğimi düşünürdüm. Beni O’nun kadar nahif seven kimse olmadı. Ruhum bedenimden çıkmak üzere, zihnim gereksiz gördüğü her şeyi silmekte… Lakin O… O’nu silmiyor, her zerresi gözlerimin önünde. Piposunu tutan zarif elleri, elinden düşmeyen bastonu… Nasıl anlatılır, nasıl dile getirilir bilmem. Kelimelerim kifayetsiz onun karşısında, bilgimin sınırında değil. “

Genç kız da ağlıyordu şimdi. Büyükannesinin yarasını içinde hissediyordu.

“Tek söyleyebileceğim, O’nu severken göğsüm acırdı. Öyle derin sızlardı, öyle canım acırdı ki… O olmadığı zamanki sızı kadar kötü değilmiş meğer.

Sen söyle, nasıl betimler insan canını, nasıl hissettirir başkasına acısını?”

Kız başını iki yana salladı, ‘yapamaz’ dercesine. Şimdiki aşklarla karşılaştırdı istemsizce, bunu yapmasının doğru olmadığını biliyordu. Aşk da değişirdi zamanla, çağa ayak uydururdu her şey gibi. Duygular baki kalırdı elbette fakat yaşanması değişirdi.

O zamanın zarif aşkları, gönül kırmaktan korkulan satırları, ismini yazmaya çekinen elleri düşündüğünde bir kez daha, 70 yıl önce doğsam ne olurdu, dedi.

Hayaline düşen görüntülerin beraberinde yüzündeki gülümsemeyle gözlerini kapadı. Derin bir nefes aldı ve bir sonraki mektubu okumaya başladı.

 

Gel; ey sevecen gece, gel; sevimli, kara kaşlı gece,

Bana Romeo’mu ver; sonra öldüğünde,

Al da küçük yıldızlara böl onu;

Onlar göğün yüzünü öyle bir süsleyecektir ki,

Bütün dünya gönül verip geceye,

Tapmayacaktır artık o muhteşem güneşe.**

 

Dion and the Belmonts’un ‘A Teenager in Love’ adlı parçası. 

** Romeo ve Juliet, üçüncü perdenin ikinci sahnesi.

*** Ezeli: 1. başlangıcı olmayan, öncesiz,

                  2. eskiden beri gelen, çok eski

       Eyyam: günler, zamanlar, elverişli zaman

Ezeli Eyyam


Önceki İçerikKıyafet
Sonraki İçerikKIYIMIN KUŞLARI
Ana rahminde filizlendikten ölene kadar insanlar hep birbirine bir şeyler dayatır. Doğruyu ve yanlışı seçen, kişinin kendisi değil, onun dışında herkestir. Bebeklikten çocukluğa, çocukluktan gençliğe, gençlikten yetişkinliğe, yetişkinlikten ihtiyarlığa ve ihtiyarlıktan da ölüme… İnsan her zaman başkaları tarafından yönetilmiştir. Nasıl bir çocuk olması gerektiği, okulda nasıl bir öğrenci olacağı, hangi bölümü okuyacağı, nasıl bir anne-baba, nasıl bir eş olacağı sorularının cevabını hep bir başkası verir. Maalesef, ölürken nasıl bir hayat yaşamış olduğuyla bile, başka insanlar ilgilenir. Ben göçüp gittikten sonra benim hakkımda başkalarına fikir veren insanlar değil, yazılarım olsun istiyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.