Duygu Kalpazanlarının Silahı: Riya Maskesi

Maskelerinizi çıkarın da tanışalım, önünüzden çekilin de özünüzle buluşalım!

İnsanlar ne zaman binlerce maskenin ardına sığınmaktan vazgeçip cesurca davranarak asıl benliğini gözler önüne serecek? Hayatımızın son dönemlerinde Covid-19 musibetinden korunmak için taktığımız maskelerden bahsetmiyorum. Yüzleri değil ruhları örtenleri kast ediyorum. Birçok insan asıl benliği ve fikirlerini kat be kat örtbas ederek başka biriymiş gibi davranmakta ısrarcı. Böyle bir toplumda benim gibi şahsiyetine ve fikirlerine sahip çıkan ve olduğu gibi görünenlerin azınlıkta olması hayli üzücü. Hal böyleyken toplumun ekseriyetini oluşturan riyakârlık gerçekliği ötekileştirmekten imtina etmiyor. Örneğin benim hissettiklerim yüzümden okunur ama insanlar onlar gibi riyakâr olmayı tercih etmeyip fikirlerimin ve esasında hüviyetimin arkasında durduğum için beni pek çok kez yargılamış veyahut sözüm ona onlar gibi politik (!) olmadığım için suçlamıştır. Riyakâr olmanın toplumdaki adı politik olmak… Esas duygularımızı perdeleyip toplumun onay vereceği şekilde yaşamaya, menfaat peşinde koşmaya politik olmak deniyor bu devirde. Riya kelimesi yasaklanmış gibi esamesi okunmuyor ama politik olmak kulağa çok bilgece geliyor olmalı ki dillere pelesenk olmuş vaziyette. Korkarım ki gözüme bundan daha fazla acizce gelen bir şey olmamıştır. Bu yüzden de hayatımın hiçbir evresinde politik biri olmadım. Duygularımın çizdiği rotada kah üzüldüm, kah güldüm, belki hırçın dalgalar arasında haşince savruldum fakat esasında hep kendim olarak kaldığım için kendimle gurur duydum. Olmadığım gibi yaşamaktan ve riyakârca varlık göstermektense kendi bildiğim biçimde yaşamak bana pek makul göründü.

Hayatın her alanına sirayet etmiş bir ikiyüzlülük var. Covid virüsünün yayıldığı gibi topluma nüfuz etmiş. Kimileri kendi gerçekliğinden o veya bu sebeple köşe bucak kaçarak güvenli liman olarak riyaya sığınıyor. Yaşadığımız işte şu çağda çoğu kimsenin ne hisleri ne kendi sahici. Maskelerin arkasına gizledikleri pek çok hakikat, dışa vurdukları pek az doğru var. Demek ki kendin olmak riyakâr olmaktan daha zor. Her şeyin sahisi* güzeldir; nefretin bile. Nefret gibi bir duygu dahi sahi olmayı hak eder. Zannımca birinden nefret etmek sorun değil, öyle iken o insana samimi ve candan davranmak esas sıkıntıdır. Her ne duyguyu taşıyorsak onu olduğu biçimde yansıtmak dururken rol yapmak niye? Netice olarak hakiki bir şeylere ihtiyacımız var. Toplumca. Birbirinin arkasından konuşanlara, yüze gülüp arkadan hançerleyenlere, yalana dolana bulanmaya değil. Hakiki ve sahi bir şeylere… Umarım anlatmak istediğimi en doğru biçimde anlatabilmişimdir.

Ben toplumun ekseriyetine* eşlik etmediğim için yalnızım. Fakat halimden memnunum. Bu durum sürü psikolojisine kapılmayanların, rüzgârla değil de rüzgâra karşı ilerlemeye çalışanların kaçınılmaz sonudur. Ama bir bakıma cesaretin ta kendisidir. Toplumu karşına almak pahasına inandığı doğruların arkasında durmak, emniyetli ve temkini bir yolda yürümek varken muğlak* ve karanlık bir yolu tutmak benim için cesaretin en doğru karşılığıdır. Mevlana’nın şu sözü hep aklıma gelir:

‘’ Ya olduğun gibi görün; ya da göründüğün gibi ol! ’’

Hangisine uygunsanız onu olun. Ama asla ikisi arasında kalmayın. İşte o zaman arafta kaybolursunuz. Kendinizi kaybedersiniz en önemlisi.

Birçok kimsenin sahte hallerine defalarca tanık olduktan sonra hayatta gerçek biri var mı diye pek çok kez ikileme düştüm. Kime güvenilebilir, kim sahi, kim sahte. İnsanoğlu her şeyin taklidini üretmeye alışkın. Fakat beni ye’se düşüren artık hislerin de sahte olduğu bir devirde yaşıyor olmak. Bana göre hisler yükte hafif pahada ağır olan menkul kıymetlerdir. Lakin onların bile sahtesi var. Birinin göz bebeklerinde kendimi gördüğümde bunun gerçek mi yoksa bir yanılsama mı olduğunu ayrımsayamıyor, ağzından çıkan sözlerin doğruluk payını merak ediyorum. Ne acı. koşulsuzca güvenmek kavramı hepten rafa kalkmış görünüyor. Verilen sözler, kurulan cümlelerin doğru olması bir yana artık doğruluk yüzdesini tahmin etmeye çalışır oldum. İşinin ehli duygu kalpazanları en taklit edilemez sanılan hislerin sahtesini size sununca riyanın en çirkin yüzüyle karşılaşmış oluyorsunuz. Bunlar sahte olamaz dedikten bir müddet sonra aslının birebir kopyası olduğunu fark edince insanlara duyduğunuz güveni hızla yitiriyorsunuz. Bu usta duygu kalpazanlarından sakınmanın yollarını bilmiş olsaydım kendi hayatlarından hakikatleri sildikleri gibi benim inandığım doğruları da silmelerine izin vermemiş olurdum. Böyle insanların zararı sadece kendisine olmuyor. Onlarla ünsiyeti* olan herkese tıpkı virüs bulaştırır gibi riyayı bulaştırıyorlar. Keşke riyadan da kendimizi muhafaza etmenin yolları olsa. İnanmakta ısrar ettiğim, arkasında durduğum kaç doğru, hayal ve inancı bu insanlara kaptırdım bilemezsiniz. Sahteliğe batan her şey yok olmaya mahkûmdur. O sebeple uğruna yaşadığım hakikatlerime kendi bayağı sahteliklerini bulaştırdıkları için onlara olan kızgınlığım hiç geçmeyecek. Şimdilerde bunları virüs ile enfekte olmuş hasta edasıyla kurtarmaya, sahteliğinden arındırmaya ve eski haline döndürmeye çabalıyorum. Başarılı oldum mu bilinmez. Bunu zaman gösterecek. Ruhumda yeniden baş verecekleri günü bekliyorum. Ezcümle Covid’ den tehlikeli bir hastalık varsa o da topluma sinsice sızan riyadır. Kendinizi esas ondan ve onun mucidi olan duygu kalpazanlarından korumanızı şiddetle tavsiye ederim. Naçizane…

Riya: Olduğundan başka türlü görünme, ikiyüzlülük
Sahi: Gerçek
Ekseriyet: Çoğunluk
Muğlak: Açık ve net olmayan
Ünsiyet: Yakınlık, ahbaplık