Ölçüleri özenle belirlerdi. Bunun için dikiş kutusundaki mezurayı kullanırdı. Terzi tebeşiri de elinin altındaydı; mezurayla ölçtüğü yerleri, bu tebeşirle çizerdi. İğnelere de ihtiyaç vardı. Toplu iğnesinden ince uçlu iğnesine, yuvarlak uçlusundan çengellisine kadar tüm iğneler, iğne yastığında yerini almıştı. Olur da bu yastıktan çıkar, ortalığa dağılırlarsa diye manyetik iğne tutturucu bile mevcuttu. Çıt çıtlar, fermuarlar ve kancalar da kutunun içindeydi. Elde dikim yaparken, yüksük elzemdi. Orta parmağına yüksüğü geçirir, iğneyi her zaman kolaylıkla iterdi.

Dikiş kutusu tastamamdı.

***

Tüm maharetiyle dikişe başladı. Makası asla hedeften şaşmadı. Tebeşirin yanlış çizdiği bir yer yoktu. Mezura ne eksik ne de fazla ölçmüştü; kararındaydı. Parmağına batan tek bir iğneye rastlanmamıştı. Eli de son derece hızlıydı.

Elbise bitmişti.

Lakin olmadı. Becerisine rağmen ortaya çıkan şey berbattı. Basit bir bez parçasından farksızdı. Ölçülerin kusursuzluğu anlamını yitirmişti. Belliydi, kim giyerse giysin ya dar gelecekti ya da birkaç beden büyük.

Dikilen bu elbise adeta hayal kırıklığıydı.

Çünkü unuttuğu, göz ardı ettiği bir şey vardı: Kullandığı ipliklerin hepsi birbirinin aynısıydı. Aynı renkte ve kalınlıkta, standart iplikler satın almıştı. Hal böyle olunca ortaya sevimsiz bir ürün çıkmıştı. Böyle bir sıkıcılığı hiç kimse üzerinde taşımak istemezdi.

Tekdüzelik, kasvetti. Neşenin yok olması, kederlerin yükselişe geçmesiydi. Üste giyilen standart kalıplar, hayallerin dar bir alana hapsolması demekti. Tıpatıp aynı olan tonlar, can sıkıntısından başka hiçbir şey getiremezdi.

***

Mezurasını, tebeşirini, iğnelerini ve yüksüğünü itinayla toplayarak dikiş kutusuna yerleştirdi. Aynı renkte ve kalınlıkta olan tüm iplikleri dışarda bıraktı. Makası da henüz kutuya koymamıştı; onunla daha işi bitmemişti. O sıkıcı elbiseyi, makasla paramparça ederek yok etti.

Her şey daha yeni başlıyordu. Kalktı ayağa. Rengarenk ve çeşitli kalınlıkta iplikler almak için koyuldu yola. Uzun zamandır dikiş yapıyordu. Ancak daha önce hiç bu denli bir heyecan duymamıştı. Kendine meydan okumak, o elbiseyi paramparça ettiği anda başlamıştı. Şimdiki heyecanını ve coşkusunu, bu meydan okumaya borçluydu.

Kendine söz verdi;

Bundan sonra dikeceği her elbise, birbirinden farklı olacaktı.

Dikiş Kutusu