Bugünkü sofra son derece lezzetliydi. Yemeklerin tuzu ne fazla kaçmıştı ne de eksik gelmişti; tam kararındaydı. Bıçaklar kusursuz bir keskinlikteydi. Çatallar gayet büyük lokmalar taşıyabilecek güçteydi. Kaşıklar derinlikleriyle göz kamaştırıyordu.

Bu tatlılık hali elbette durduk yere olmamıştı. Tarlada yetişen tüm sebze ve meyvelerde tarifi imkansız emekler vardı. Toprağa tohumları atanlar, daha en başından bu leziz sofranın hayalini kurmuşlardı, ve bu hayalden asla vazgeçmediler. Bu inançları sayesinde tüm zorlukları göze aldılar.

Hiçbir zorluk yıldıramadı onları. Mesela, kopan fırtınalar karşısında hiçbir şekilde geri adım atmadılar. Zamansız yağan yağmurlar çoğu zaman mahsullerine zarar verse de yine de pes etmediler. Bazı zamanlarda suyun yetersizliğinden kurusa da taze fideleri, oturup ağlamadılar. Çaresizliğe yenik düşmediler. Tohumları yeniden, aynı hevesle ve inatla toprağa ektiler.

Söz konusu olan bu direnişin ve vazgeçmeyişin ardında çok büyük bir aşk saklıydı. Bu tutkulu aşkın iki dev ögesiniyse “anarşizm” ve “romantizm” oluşturuyordu.

Onlar, bu şahane sofrayı binbir emekle ve sevgiyle kuran, son derece anarşist ve romantik insanlardı.

***

Hayatın belki de en güçlü iki özelligine sahip bu güzel insanlar, şimdi oturmuş bu onurlu sofranın keyfini çıkarıyorlardı. Bunu çoktan haketmişlerdi. Çektikleri tüm acıları parmaklarına batmış dikenlerin bıraktığı izlerde görebiliyor ve hissedebiliyorlardı. Ayaklarındaki nasırlar da yok yere oluşmamıştı. Zamanında hepsi bu nasırlar yüzünden geceler boyu dinmek bilmeyen ağrılar duymuşlardı. Bugünlerde zaman zaman bu acıyı hissetseler de umurlarında değildi. Ne de olsa değmişti; onca ıstıraba ve eziyete değmişti. Önlerindeki müthiş güzellikteki sofra, çektikleri her şeyi unutturmuş, hayatlarını rengarenk kılmıştı.

Ortadaki ekmek tabağındaki dilimlenmiş her ekmekte, kavgalarına duydukları sonsuz inançla yetiştirdikleri buğdayların lezzeti saklıydı.

Yudumladıkları her damla suda, mücadelelerinin arkasındaki ısrarları yer alıyordu.

Bu yüzden gönülleri rahattı. Onlar sevdalarıyla birlikte kavgalarını da korkusuzca ortaya koymuş birer kahramandılar. Önlerine çıkan hiçbir engel karşısında meydanı terk etmemişler, diğer tarlalarda yetişenlere de göz koymamışlardı.

***

Epey bir zaman sonra kurulan bu sofra gerçekten de çok lezzetliydi. Bu lezzeti yaratan aşktı. Sofradaki her lokmada ve yudumda devlerin aşkını hissetmemek mümkün değildi. Bu iki dev, “romantizm” ve “anarşizm” idi.

Romantiklerin ve anarşistlerin kurduğu bu sofranın ortasında ayrıca bir tane mum yanıyordu. Yanan bu ışık, diğer tarlalarda mücadeleyi bırakma aşamasına gelenler için bir uyarı niteliği taşıyordu. Bu ateş onlara, “Kavga varsa, sevda da var!” sloganını hatırlatmak için parlıyordu.