Geçen akşamdan beridir içinde korkunç bir bunaltı hissediyordu. Aniden beliren bu bunaltıya bir anlam verememişti. Çünkü, uzaktan bakıldığında hayatındaki her şey yolunda görünüyordu.

Her gün tekrarladığı rutini vardı mesela. Öyle mutsuz olduğu da söylenemezdi. Geçim sıkıntısı da çekmiyordu. Zaman zaman bazı arkadaşlarıyla görüşüyor, sohbetler ediyordu. Arada bir kendince seyahat planları yapıyor, birçok fotoğraf çekip sosyal medya hesaplarından paylaşıyordu. Beğeni sayısı bir hayli fazla olan fotoğraflarının arasında nadiren de olsa “selfie”leri de yer alıyordu. Uzun süredir birlikte olduğu bir sevgilisi de vardı. Bazı gezi planlarını onunla yapıyordu. Tartmaya kalkılsa bu ilişkide herhangi bir denge problemi de tespit edilemezdi. Her şey yolunda gibiydi; birlikteliklerinde sevgi de saygı da vardı.

***

Peki, madem her şey bu denli sorunsuzdu, neydi içindeki bu tarifi zor bunaltının nedeni? Neden içinde hissettikleriyle, dışarıya yansıyan profili arasında uçurumlar vardı? Ne olmuştu da birdenbire bu sancıyı duymuştu yüreğinin ta derininde?

Kendi kendine yönelttiği bu sorular eşliğinde odasından küçük bir balkona açılan kapıya doğru yürüdü. Nefes alması gerekiyordu. Çünkü, içeride kaldıkça bunaltısı daha da katlanılmaz bir hale geliyordu. Temiz havayı içine çekmesi şart olmuştu.

Balkona çıktıktan ve ilk derin nefesi soluduktan sonra düşünmeye başladı. Dışarıdan son derece sorunsuz bir imaja sahip hayatıyla ilgili kafa yormaya başladı. Dününü, bugününü ve geleceğini tenkide koyuldu. Gerçekten ne yapmak istemişti? Yaşamında sahiden de gerçekleştirmek istedikleri nelerdi?

Busoruları kendine sorduktan sonra derin bir nefes daha aldı. Aslında bunlar çok önceden sorulması gerekenlerdi. Zamanında irdelemediği için sıkıcı bir rutinin içinde, sözde mutlu bir hayat sürüyordu. Ancak bu hayat kendisine ait değildi. Herkesçe münasip görülmüş bir yaşamı kaynağı belirsiz bir zorunlulukla devam ettirmişti. Aynılığın ve dayatmaların kurbanı olmuş, insanı mahveden monoton bir düzenin içinde erimeye yüz tutmuştu. Bu durumu anlatan en iyi örnek aynı şarkıyı defalarca dinlemekti. Aynı şarkı çok kez dinlendiğinde zevk vereceğine artık sadece huzursuzluk hissine neden olur. Buna maruz kalan kişi, bir daha o şarkıyı uzaktan duymak dahi istemez. Şimdi onun derinlerinde duyduğu bunaltı da tıpkı böyle bir şeydi. Bir şeyler yitip gidiyordu. Bu, içsel bir çözülmeydi. Hayatının bu zamanına kadar kendi olmayı başaramamış, yaşamını yığınların doğrularına göre şekillendirmiş birinin, sonda düştüğü acınası bir vaziyetti.

Çektiği “selfie”lerin arka planında ürkütücü bir yetersizlik vardı. Yaptığı geziler her ne kadar havalı görülse de, hakikatte keyiften yoksundu. Çünkü, her şey taklitti. Kendine özgün herhangi bir şey taşımayan her hayat, eninde sonunda bunalıma sürüklenmeye mahkumdu. Toplum, bu gibi sayısız yaşamlarla doluydu.

***

O, yine de şanslıydı. En azından içinde duyduğu sancının, hayat tarafından kendisine gönderilen bir uyarı olduğunu anlamıştı. Şimdi, en başa dönüp kendini var etmek için hiç değilse bir şansı vardı.