Çok Bilmişler Cemiyeti

0
338

Cemiyet’e kabul edilmenin öyle herkese nasip olmadığını biliyordum. Başım dimdik girdim içeri işte bu yüzden. Dışarıda bir baltaya bile sap olamayacak, niteliksiz, boş gezip boş konuşan insan topluluğundan sıyrılıp, böylesine güzide bir topluluğa kabul edilmiş olmak gururumu okşuyordu. Gelecek bizdik. Bu Cemiyet’ti. Sınırlı bir kapasiteye sahip, koyundan farksız beyinleriyle tesadüfen hayatını sürdüren insanları biz kurtaracaktık. Geleceklerini bize borçlu olacaklardı ama bunun bile farkına varamayacaklardı. 

Cemiyet’in giriş kapısı olan bu kapı, benim için sıradanlıktan çıkış kapısıydı. Sıkıcı ve çekilmez hayatımı âdeta kabuk değiştirmiş bir yılan gibi ardımda bırakarak yürüyordum yeni yolumda.

Kapıdan girdikten sonra yuvarlak bir masanın etrafına oturmuş, ışıl ışıl gözlerle bana bakan yoldaşlarımı gördüm. Her şeyi bildiklerini zannediyorlardı eminim. İçlerinde en iyisinin ben olduğumu keşfetmeleri için zaman tanımalıydım onlara. Ben olmasam bir arpa boyu yol gidecekleri de yoktu zaten. Yuvarlak masa etrafına oturup lak lak etmeyi marifet sayıyorlardı ne de olsa. 

’ne hoş geldin,” dedi içlerinden en bilmiş olanı. 

“Hoş bulduk,” dedim gözlerimi devirerek. “Kendinizi bir şey biliyor sanıyorsunuz ama çok sürmez hepinizi dağıtıp Cemiyet’i tek başıma yönetmem,” demedim tabii. Çok bilmişlerin en büyük özelliğidir hiçbir şey bilmediklerinin farkında olmamaları. Bir tek benim için geçerli değil bu kural. Çok bilmişlerin içinde gerçekten çok bilen tek kişi benim. Ama diğer çok bilmişlerin bunu bilmemesi normal. 

Geçip oturdum masanın etrafındaki boş sandalyelerden birine. Tek tek süzdüm hepsini. Ne kadar da kendilerinden emin görünüyorlardı. Dışarıdaki kamburu çıkmış, boş boş bakan ezik insanlardan olmadıkları açıktı. O an şöyle düşündüm: En azından o ezik insanlar hiçbir şey bilmediklerinin ve bir işe yaramadıklarının farkındalar.

Birden masada gürültülü bir tartışma başladı. Herkes doğru bildiğini iddia ederek, hararetli bir şekilde konuşuyordu. Ben de eksik kalamazdım. Çok bilmişliğin getirdiği en önemli özelliklerden biri de her zaman çok konuşup karşıdakini yıldırmak olduğundan açtım ağzımı, yumdum gözümü. Masadaki herkesi susturana dek konuşmam lazımdı. Atladığım nokta ise bu masadakilerin de benim gibi çok bilmiş olduğu ve dışarıdaki saflar gibi kolay lokma olmadığıydı. Masada sürüp giden bu tartışma sonsuza dek sürse de umrumda değildi. Her şeyin en doğrusunu ben biliyordum ve son sözü ben söylemeliydim. 

Nokta.

Çok Bilmişler Cemiyeti


CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.