Çikolata

0
54

 

Bisikletinin pedallarını yokuş yukarı çevirmekten pestili çıkan çocuk, alnındaki teri elinin tersiyle sildi. Arkadaşlarıyla arasındaki mesafeyi az da olsa kapattığı için bir an duraksayıp tek ayağı üzerinde durdu ve nefes alıp dinlendi. Ayakları tutmaz olmuştu artık. Güneş tam tepedeydi ve tüm sıcaklığını küçük çocuğun ayçiçeği sarısı saçlarına vuruyordu. Tek gözünü kapatıp yukarı doğru baktı. Bu anda aralarında en hızlı bisiklet süren ve bisikleti en yeni olan arkadaşının sesi duyuldu;”Hadi seni mi bekleyeceğiz?”
Yorgunluğun verdiği sinirle her ne kadar arkadaşına hak da verse sitem etti küçük küçük.
Tüm gücünü ayaklarına vererek yine çevirmeye başladı eski ve demirleri paslanmış pedalları.

Yokuş yukarı çıkıyorlardı çünkü şehrin tepesinde dükkanı olan amcadan yeni gelen alman çikolatalarından alacaklardı. Çikolataya giden yol bu kadar yokuş bile olsa her zaman çıkmaya değerdi, çünkü çikolatanın verdiği hazzı o zamanlar hiçbir şey veremezdi. Zaten hayat da kısa bir süreliğine yokuş aşağı inmenin zevkini tadabilmek için yokuş yukarı uzun bir tırmanış yapmaktan ibaret değil midir?

Yokuşun sonunda gelmişlerdi. Hepsi birden bisikletini dükkanın eski püskü kapısının yanına fırlatıp içeri daldılar. Gözleri gördükleri güzel renkli her şeye hayranlıkla bakıyordu. Turuncu bir paketin üzerinde yazan yazılar, kıpkırmızı balonlar, su tabancaları, torpiller, her şey çok güzeldi. Fakat aralarında en çok zevk veren şey çikolataydı. Ağız sulandıran, kokusuyla baş döndüren. Hepsi birer bar çikolata alıp dışarıda bekleyen bisikletlerine bindi.

Hepsi yanlarında getirdikleri beyaz poşetlere koydu çikolatalarını ama bizim sarışın hemen açıp yemeye başladı. Arkadaşları uyarsa da dinlemedi. Biraz olsun yemek istiyordu çünkü bunu hak ettiğini düşünüyordu. Ağzı burnu çikolata olmuştu. Arkadaşları güldüler ve aşağı doğru inmeye başladılar. Bizimki de tam pedalları çevirecekti ki, zaten paslı olan pedal bir anda kırıldı ve ayağını boşa çıkardı. Dengesini kaybeden çocuk, yuvarlanmaya başladı. Bisikletiyle beraber yuvarlanırken çıkardığı sese dönen arkadaşları bile ne olduğunu anlayamadan onları geçip, yokuşun sonuna gelmişti bile. Arkadaşları şoku atlatıp aşağı inmeye devam ettiler.

Uzun zamandır kullandığı ve gayet eski bisikleti kullanılamaz hale gelmişti. Tekerlekleri patlamış, belki de tek yeni duran yeri olan jantları yamulmuştu. Çocuğun dizi çok kötü bir şekilde yarılmış, hem kanıyor hem de düştüğü yerdeki aşırı tozdan dolayı yanıyordu. Etrafına bakınan çocuk, bisikletini ve dizini gördü. Ama onun çocuk aklını endişelendiren tek bir şey vardı. Çikolatası neredeydi? Bir anda elini çok sert bir şekilde sıktığını fark etti. Düşerken korkudan böyle yapmış olmalıydı. Elinin birbirine yapışmış parmaklarını açtığında içerisinde büzülmüş, sıcaktan erimiş çikolatasını gördü. Gözleri yaşla doldu. Dizine ya da bisikletine üzülmüyor, kaybettiği çikolatasına üzülüyordu. Belki de bu konuda tek başına değildir. İnsan isimli canlı kazanacağı ödüle her zaman daha çok önem verir. Onun için dönüşeceği kelebek önemlidir, küçük bir tırtıl olduğu zamanlarda verdiği mücadele değil.

Çikolata


CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.