BULUTLAR

Uçurtmaların havada savrulduğu gibi savrulan hayatlardan esintiler taşır bulutlar. Kimisi sert ve virajlı, kimisi yumuşacık, kimisi kara ve kimisi ise bembeyazdır.
Birde herkesin farklı şekillere soktuğu bulutlar var. Çocukların oyuncaklara benzettiği, yetişkinlerin ise kafasını kaldırıp bakmadığı ama aslında yeryüzündeki olayların olağan çıplaklığını yansıtan bulutlar.
Elimizin altındaki toprağın sesine olan sağırlığımıza, şaşkınlıkla bakan bulutlar.
Çığlık çığlığa susan deniz yüzünü dönmüş, bunu gören bulutlar.
Mevlana’nın sözlerini okumamışça yaşayan insanlar, şaşkın bulutlar.
Kirlenen gökyüzü, halen en güzel anıları anımsatır, bağırır tutkuları biz sağır, bulutlar şaşkın.
Şiirler bulutları yazar, insanlar kör, satırlar şaşkın.
Biz hepimiz aynı anadan doğmuş büyümüş farklı yollara giden düşünceleriz, farklı emeller uğruna ölmüş sonra ise yeniden doğmuş gibi dirilmişiz, bulutlar ise bizim yollarımız.
Zamandan kopan, kaybolan, yerini yönünü bulamayan benliklerimize zaman olan bulutlar.
Yollarda gördüğümüz üstü eski püskü gözleri umut dolu olan evsiz çocukların evidir, bulutlar.
Anlamını yitirmiş, tutkusunu, inancını kaybetmiş sevgilere direktir, bulutlar.
Noktalı nefessizliklerimize, virgüldür bulutlar.
Ağlayan cinsiyetlere gökkuşağıdır, bulutlar.
Bulutlar elimizin tersiyle ittiklerimizdir, yaşamdır. Nefestir, türcü değildir, ırkçı değildir, vahşi değildir.
Amansızca koştuğumuz tepeler, tutuştuğumuz eller, baktığımız gözler, dinlediğimiz tiyatrolar, yarınlar yokmuş gibi okunulan şiirler, yazılan hikâyelerimizde ki dostumuz, bulutlardır.
Cebimizden çıkardığımız yıllanmış aynalara, kitaplığımızda tozlanan dergilere, sesi kısılmış şarkılara yandaştır, bulutlar.
Barışın çocuğudur, Mevlana’nın sağ kolu, şairlerin kalemidir.
Yalnız, ağrılı, kıyılı ve başsız olan hikâyelere, sezenlere, baştır, bulutlar.