BİR ÖMÜR NASIL YAŞANIR?

0
58

İlber Ortaylı ve Yenal Bilgili’nin gerçekleştirdiği söyleşiden yola çıkarak oluşturulmuş olan “Bir Nasıl yaşanır?” kitabı, İlber Ortaylı’ya yöneltilen sorulardan ve onun cevaplarından oluşan, sekiz ayrı bölüme yer verilmiş bir kitaptır. Bu bölümlere ismini veren soruların her biri, İlber Ortaylı tarafından ayrıntılarıyla cevaplanmaktadır. Cevaplar bizlere bir taraftan farklı pencereler açarken bir taraftan da İlber Ortaylı’nın yaşamından izleri görmemizi sağlayacaktır.

“Bir ömür nasıl yaşanır?” sorusunu hemen hemen hepimiz, yaşamın bir yerlerinde kendimize yöneltmiş olabiliriz. Bu soruya verilebilecek cevaplar, bazılarımız için aynıyken bazılarımız için farklıdır. Ancak gerçek olan, talihimize kendi ellerimizle şekil verdiğimiz ve öylece bir yaşam sürdüğümüzdür. Bu şekil verme safhasında tek etken bizler olmadığımız gibi sadece yaşadığımız çevre de değildir. Bu duruma örnek olarak, İlber Ortaylı’ ya yönetilen: “İtalya’ da bir İlber Ortaylı olur muydunuz?” sorusunun cevabını vermek yerinde olacaktır. İlber Ortaylı bu soruya cevaben şöyle diyor: “Zaman ve mekânın alternatif seçme ve vücuda gelme imkânları ölçülemez.”

İlber Ortaylı hayatın temelde 4’e ayrıldığını savunuyor. Şöyle ki: 12-25 yaşları arası, 25-40 arası, 40 -45 arası ve 55 sonrası. Ona göre bu ayrım neyi ne zaman yapmamız gerektiğini saptamak için önem taşıyor. Örneğin: 12-25 yaşları arasının temel atma dönemi olduğundan ve bu yaş aralığında yapılması gerekenlerin sonraki yaşlarda gerçekleşmesinin imkânsızlığından, 25 yaşından sonra eğitime son verilmesi ve eser vermeye geçilmesi gerektiğinden bahsetmiş. Bu bir bakıma doğru olabilir ancak bu durumun her zaman böyle olup olmadığı tartışılır. Çünkü hepimizin zihinsel gelişim evresi, zekâ düzeyi ve bir amaca ulaşmak uğruna gösterdiği çaba birbirinden farklıdır.

“Kimden Ne Öğrenilir?” denildiği zaman, yaşamımıza giren her insanın bizler üzerinde iyi ya da kötü etki bıraktığının inkâr edilemez. Bazen kötü olarak nitelendirdiğimiz bir etkileşimin dahi, olumlu çıkarımlar yapmak ya da olumlu olanı bulmak için güzel bir fırsat olabilir. O yüzden insanlarla kurduğumuz iletişimin boyutu büyük önem taşır. İlber Ortaylı da, iletişim kurduğumuz çevre ve bu çevrenin ruhsal, bedensel gidişatımıza etkisi üzerine şöyle diyor: “Ne yaşadıysanız yüzünüze yansır. İnsanın yüzü bir kitap gibidir. İfadeniz bomboşsa da hiçbir şey yaşamadığınız fark edilir. Bundan kaçının, monotonluktan uzaklaşın. Yüzünüz ifadesiz kalmasın.” Ne yazık ki birçoğumuz ifadesiz bir suret ve bakışla kuşatılmış vaziyetteyiz. Bakışlarımızdaki derinlik git gide yok oluyor. Çünkü yaşamımızı değerli kılması muhtemel insanlara şans vermek konusunda tembeliz ve bu tembelliğimiz bakışlarımızdan, tavırlarımızdan dahi okunuyor. Bu gibi bir sorunun üstesinden gelebilmek için günümüzde iletişimin nasıl bir hal aldığı, sağlıklı olup olmadığı üzerine çokça düşünmekte, çözümler üretmeye çalışmakta fayda var.

“İnsan Kendini Nasıl Yetiştirir?” Bu sorunun cevabını bulmak pek kolay değil gibi görünse de “Üstünüze vazife olmayan şeylerle de ilgilenin” cümlesi verilebilecek net cevaplardan biri. Maalesef ki çoğumuz tekdüze bir yaşam sürüp gidiyor. Farklı uğraşların meşakkatli olması ve iyi sonuçlanmama ihtimali, aynılıklarla dolu bir yaşamın devamına sürüklüyor bizi. Hâlbuki kendi dünyamızdan başka dünyalar da var. Belki de o dünyalara açılmak bizlerde kıymetli fikirler uyandıracak, hayatımıza anlam katacak. Kitapta bu farkı yaratan bir aydın olabilmek için 3 koşul sunulmuş: “Yabancı dil, hukuk bilgisi, mukayese becerisi.” Yabancı dil öğrenmek, farklı kültürler hakkında bilgi sahibi olabilmek için bir gereklilik. Böylece içine girdiğimiz dünyada neler olup bittiğine, tüm bu olanların amaçlarına ve sonuçlarına odaklanabilmemize olanak sağlıyor. Elbette bunu yapabilecek bireyde mukayese becerisi de olmalı. Böylece kıyas yoluyla kişiyi geliştirir, değiştirir. Hukuk bilgisine sahip olmak ise, gerek meslek hayatımıza gerek günlük yaşamımıza çok büyük bir katkı sağlayacaktır. Çünkü hukuk; düzenini kurmak, adil bir düzen sağlamak için olmazsa olmazdır. Öyle ki, adaletin olmadığı bir yerde milyonlarca aydın dahi aydınlık veremez.

“Nasıl çalışmak Gerekir?” Günümüz dünyasında “Nasıl çalışılmak gerekir? sorusu bir başka soruyu beraberinde getiriyor: “Çalışmalarım nasıl netice bulacak?” Bu sorunun cevaplarına gereğinden fazla odaklanıyoruz. Bazen de çalışmanın karşılığı olarak, yaptığımız işin bizlere bolca maddi kazanç ve güzel imkânlar sunması gerektiğini düşünerek, çalışmaktan haz almaya fırsat bulamıyor ve bu sebeple de verimli bir çalışma sistemi kuramıyoruz. Netice ise tembelliğe esir olan bir nesil oluyor.

İlber Ortaylı için “Evliya Çelebi” benzetmesi yapılarak ona birkaç soru yöneltilmiş. Bu sorular şöyle: “Nasıl seyahat edilir, nereleri görmek gerekir?” Her bir cevap çok kıymetli. Çünkü kendisi gittiği yerleri görmekle kalmamış, aynı zamanda o mekânların ruhunu da yaşamış. Bunu yapabilmek sadece gitmekle, görmekle mümkün olmuyor. İlber Ortaylı’ya göre de durum böyle. O yüzden tavsiyelerine şu cümleyi ekliyor: “Bir şehri gezmek emek ister. Okuyacaksınız, haritadan bakacaksınız, notlar alacaksınız, fotoğraf çekeceksiniz ve defter tutacaksınız.” Böylelikle bir yeri görmüş olmak kıymetlenir.

“İnsan yaşadığı şehirden nasıl yararlanır?” İlber Ortaylı bu soruyu cevaplamadan önce iyi şehrin tanımını yapıyor. Ona göre iyi şehir: “İyi bir kütüphanede çalıştıktan sonra, iyi bir salonda, iyi bir oyunu seyredebildiğin ve temsilin ardından güzel bir kafeye gidip sohbet edebildiğin şehirdir.” Bana kalırsa bu tanım yeterince doyurucu değil. Çünkü bir mekânı yaşanılır kılan en önemli unsur insandır. Bu yaşanılır çevrenin sağlanması, insanların sağlıklı iletişim kurabilmesinin ve buna istinaden insanca yaşamasının olanaklı olmasına bağlıdır. Ancak birtakım imkânların varlığı da elbette önemlidir. Örneğin, müzeler yaşanan bölgenin tarihini anlamak için son derece önemlidir. Böylelikle yaşadığımız şehrin tarihine aşina olmak, şehre olan bağlılığımızı kuvvetlendirir. Ayrıca kültür ve sanat etkinliklerinin sunulabilmesi için uygun koşulların sağlanmış olması da günlük hayatın stresinden arınmamıza büyük ölçüde yardımcı olacaktır. Tabi şehir yaşamı için düzenli, kaynakları bol, sessiz bir kütüphane ortamı da olmazsa olmazlardandır.

İlber Ortaylı’nın yaşamlarımıza kılavuzluk edecek cevapları, hem okunmaya hem de detaylıca düşünmeye değer.

BİR  ÖMÜR NASIL YAŞANIR?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.