Bir Kış Hikayesi

0
141

Bir Kış Hikâyesi
Soğuk bir şehir ve elleri cebinde üşüyen bir adam… Yürürken karda çıkan sese takılsa da kulağı, geçen yılı düşünüyordu. İnsanlar yeni yılı sabırsızlıkla beklerken o, ne kadar uzun sürdü diye iç geçirdi. İstemsizce hızlanıyordu adımları. Yetişmesi gereken bir işi yoktu ya da evde bekleyen çocukları. Bir tas sıcak çorba içmek istese hiç susmayan aşçısıyla o çirkin lokantayı hatırlar ve vazgeçerdi. Bazen neden gittiğini bilmeden kendini orada bulurdu. Belki konuşan birileri içinin sesini de sustururdu. Yıllardır aynı şeyi tekrar eden o güçlü sesi.
Çocukların kartopu savaşının ortasında kalınca hızlanan adımları yavaşladı. Biri yanlışlıkla atsa ve başından vursa, durmasalar ardı ardına gelse karlar üzerine, bedeninde yaralar açacakmış gibi ya da çoktandır açık yaralardan geçip daha da yakacakmış gibi.
– Amcaya atmayın geçince devam edelim, sözüyle kendisine geldi, atkısıyla yüzünü iyice kapatıp yürümeye başladı.
Bütün fırınların aksine saat tam 7’de ekmek çıkaran Cevat Usta rekabette ilçe sınırlarını aşmaya çalışıyordu. O zeytinli poğaçalarıyla kimse yarışamazdı kabul hele de size kahvaltı hazırlayıp alacağınız sıcak ekmeği bekleyen birileri yoksa evden çıkıp aldığınız poğaçayla parka kadar yürüyebilirsiniz. Böyle dediğime bakmayın meydana varmadan biter elinizdeki ve siz güvercinlerle bile paylaşamazsınız. Yalnızlık işte öylece caddeler, kaldırımlar geçersiniz. Şimdi yürüdüğü sokak çocukluğunun geçtiği, annesinin akşam ezanıyla seslendiği, babasının işten dönmesini beklediği, koşa koşa okula gittiği sokağa hiç benzemiyordu. Yıllar olmuştu memleketinden ayrılalı –zaten bir memleket kavramı da yoktu-. İlkbaharda nasıldır o sokak, şimdi üşüyen birileri var mıdır, özlüyorlar mıdır bu adamı? Neden güldünüz bir adam özler de sokaklar özleyemez mi?
Bir dükkân camından yansıyan görüntüsüne bakıp:’ Annem yaşasaydı bu paltoyla çıkmamı istemezdi.’ diye hüzünlendi. Babamı bile ısıtmamış yıllarca dedi giydikçe anlıyorum. Baba… Pes etme ya da kaybetme şansınız olmadığı bir oyun. Bu yüzden bir kahramana bakar gibi bakardı babasına. Konuşması, seçtiği kelimeler, giydiği siyah ağırlıklı kıyafetler, çayının demi ve elinin tutuşu bardağı, aylık hesap yaparken alnını saran uzun çizgiler, sol yanağında sadece gülünce çıkan ve az gördükleri gamzesi, onunla eve giren vernik, ahşap kokuları… Daha birçok şey sayabilirdi ama öksürüğü kesti geçmişe dönme isteğini. Rutubetli evlerin hediyesiydi ona bu hastalıklı hal. Odaların köşelerinden neredeyse gece yatağına inecek olan yeşilden siyaha dönmüş nem, karısından daha vefalıydı kim bilir. Selma da haklıydı, kendisini sevmeyen bir adam başkasını sevebilir miydi? Yıllarca, bana bunun cevabını ver Ali, diye beklemişti. En son nerede karşılaştıklarını hatırlamıyordu, Selma’yı sevmiş miydi hiç düşünmedi. Sevgi öyle güçlüdür ki hissedilmemesi imkânsızdır, Selma hissedemediyse yoktur benim düşünmem anlamsız diye ikna etti kendini. O sadece üşüyen bir adamdı artık. Ellerini cebinden çıkarmak istemeyen, düşen kar taneleri saçına değince bir şapka almalıyım belki de diyen bir adam. 1.72 boylarında 67 kiloydu. Çelimsiz diyemezdiniz. Hafif öne eğik bir duruşu ve solgun teni onu olduğundan yaşlı gösteriyordu. Yeni yılla iyice ihtiyarlamış olacağım dedi, 33 yıl, benden giden 33 koca yıl. Yolun yarısı 35 diyen şairce daha uzun günleri vardı göreceği. Duraksadı, belki de onun gibi yolu yarıladım sanıp sabahı görmeden ölürüm dedi.
Sahi ölüm de bu şehir kadar soğuk muydu? Bir nefesin son buluşu ya da toprağın altında olduğunu üsttekilerden duymak nasıl bir şeydir? Annemin yanına gömerler mi beni kucağına olan hasretimi hissedip? Sorular ayaklarının son gücünü de almıştı sanki olduğu yere çöküp ağlamak istiyordu. Evet, bu koca adam bağıra bağıra ağlamak istiyordu.



CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.