BİR İÇ DÖKÜŞ...

Ne yaparsanız yapın, insanların ancak ve ancak anlayabildiği kadarsınız. Tekdüzeliğin bir aşina gibi taşındığı insan bloklarında model alınacak hiçbir yer bulamazsınız kendinize, daha doğru bir ifadeyle kendinizi ait hissedemezsiniz o yüzü sizden çok uzaklara adapte olmuş ya da aklı kalbinizin söyledikleriyle aynı dili konuşmayan insan yığınlarına. Sorun var mı burada? Değer veriyorsanız ve beklentiniz yüksekse var. Ancak, şu zamana kadar yaşam tarafından almış olduğunuz dersler size bir şeyi hatırlatır sürekli, yüzünüze çarpan bir soğuk kesiği gibi: İnsanlara gerektiğinden fazla değer verme! Çünkü, her biri sizi buna pişman edecektir ya da pişman etmese bile yolunda gitmeyen, içinize sinmeyen durumların yaratıcısı olacaklardır. Ne kadar kendinle konuşursan konuş, ne kadar kendine söz verirsen ver, sadece verdiğin sözleri uygulayabildiğin noktada kendine saygın artar.  Belki de saygın artıkça da kendini daha çok seversin. Kendini sevdikçe de daha akıllı davranmaya, haklarını görmeyi, özellikle kendi kul hakkına girmemeyi adet edinmeye ve bunun savunucusu olmaya doğru ilerlersin. İnsanlardan almaya başlarsın odağını, işte o aşamada. Doğru olan da budur zaten ya da bana göre doğru mu desem. İnsanlarla ilgilenmeyi -bu ilgi, ilgi sahiplerinin hayatları üzerinde hâkim oldukları şartlar, söyledikleri sözler, hâl ve tavırlar üzerine bakışları sabitlemek ve dikkati daha gerekli konulardan çekmek olarak algılanmalı- bıraktığında kendi yolunu inşa etmeye başlarsın. Yolun için kapılar açılmaya, sınırlarını görmeye ve kendini gerçekleştirme yolunda ilerlemeye devam edersin. İşte bu aşamada sebat edersen, vazgeçmezsen yolundan, kendi yoluna sahip çıkıp gereksizlikler ile kendini tatmin etmez ve kendi renklerinde açmaya gönüllü olursan ustalaşırsın seçtiğin alan ve hayatta. İşte bu aşama en kutsalıdır belki de. Çünkü içinde alın terini, bilinçli çabayı, sistemli çalışmayı, disiplini, ne istediğini bilmeyi, netliği ve kararlılığı barındırır. Sonra kendini ait hissetmeye başlarsın işte, bir şeye, bir yere. O senden bir parçadır çünkü. Kendini ondan ayıramazsın ve ondan ayrı da düşünemezsin. Gidecek bir yerin, yapacak başka hiçbir şeyin yoktur ondan başka. Böyle hissettiğinde, kıvam almış ve artık ustalaştığın yerden hayata dokunmaya vakit gelmiştir. Nasıl dokunmak istediğin de yine seni temsil edecektir. Kimsenin etkisi ve himayesinde olmadan adımlarını özgürce ve cesaretle atman beklenir hayat tarafından- buradaki hayattan kastım toplum değil, evrenin kendisidir, seni aşan büyük güç, yaratıcı güçtür- Çünkü artık buna hazırsındır. Çekineceğin de utanacağın da elalemi omuzlarında hissedeceğin ve cinsiyetinin sınırlandırmalarına açık hissedeceğin her bir durumu geride bırakırsın. Çünkü her birinin kocaman bir yalandan, yanılsamadan ve düzenbazlıktan ibaret olduklarını çoktan idrak etmişsindir. Simülasyonların oltalarına takılmazsın, sen hayatını hayata adamışsındır, gerçeğin sahnesinde, gerçeğin peşindesindir. Gerisi boş bir vızıltıdır…

İşte vızıltılar size boş gelmiyor, beyninizi kemiriyorsa, bir şeyde “ustalaşmaya” doğru yol alma vaktiniz gelmiş demektir. Ancak o zaman kemirilmekten kurtulur ve kendi kul hakkınıza sahip çıkmaya başlarsınız. Tamamıyla duygularınızın himayesine bıraktığınız hiçbir hayat sizi kemirilmekten, kullanılmaktan da alı koymaz.

Kendinizi kullandırmayın, sizin de kullanacağınız tek şey aklınız olsun…

 

Sevgiyle…

 

 

23:58:42

2022-03-22