Bilinemeyen Belirsizlik

0
103

“Felsefe, değerini belirsizliğin kendisine borçludur.”

-Bertrand Russell

Felsefe, bilgelik sevgisidir. İnsan fıtratında yer alan duyguların belki de en başında gelen merak duygusudur. İnsanı ‘bilmeye’ iten merakıdır. İnsan, evrenin bir parçası olduğu tüm süreç boyunca merakıyla hareket etmiş, tahmin edilemeyecek kadar ilerlemiştir. Ateşi bulmaktan, birkaç nano-saniyede işlem yapabilen araçlar icat etme noktasına gelmişlerdir. Onları, bunları yapmaya iten tabii ki merak ve düşünme güçleridir. Onları ileriye götürebilen ya da götürmesine yardımcı olacak her şeyi hayretle incelemişlerdir. Hayret etmek bir yetenektir. Ve insan, yeteneğini muazzam bir biçimde kullanabilmiştir. Üstelik evrende var olduğu süreç boyunca da kullanmaya devam edecektir.

Kendi kendine sorup sebep bulamadığı her şey için, bilim ve felsefe aracılığıyla yine kendine cevap vermiştir. Hayatın amacı ve varlığına ilişkin soruları Sartre’ın deyimiyle ‘bu dünyaya fırlatıldığı’ andan beri sorgulamaktadır.

Kendisinden daha bilge birinin olmadığını fısıldayan Tanrı’nın sözcüsü ile, Sokrates için ‘bilgelik’ bir soru işareti olmuştur. Bilgi nedir? Bilgiye tam anlamıyla sahip olmak mümkün müdür? Bu iki sorunun cevabının kesinlikle olmadığını savunan ve kültleşmiş, “Tek bildiğim, hiçbir şey bilmediğimdir.” sözünü ortaya atan yine Sokrates’tir. Ölüme gitmeden önceki savunmasında kurduğu cümlelerin büyük çoğunluğu bilgi üzerinedir. Tüm ömrünü sorgulamakla, bilgi edinmekle harcamıştır ve ölümünü de bunlar getirmiştir zaten.

Bilgi denilen kavram, bilinmeyeni açıklayacak olan söz öbekleridir. Tüm bilinmeyenlerin cevabı tek bir varlıkta değildir. Sokrates’in bilge olduğu iddiası, onun da dediği gibi, gerçeği yansıtmamaktadır. Çünkü bilgi bitmez, bilinmeyen hep vardır ve maalesef insan ömrü bilinmeyeni bilecek kadar uzun değildir.

Tüm felsefi ideaların doğuş sebebi  belirsizliktir. Bu dünyaya fırlatılış amacı, Tanrı’nın varlığı, adalet, öteki dünya… Milyonlarca belirsizlik, milyonlarca soru ve milyarlarca cevap demektir. Heidegger, insanı ‘Dasein’ olarak tanımlar: Yani buradaki varlık. Bu dünyaya fırlatılan, buradaki varlık… İnsanın varlığı bile bir belirsizliktir ve felsefe bir belirsizlik ütopyasıdır. Doğuşu da, devamlılığı da belirsizlik sayesindedir. Her geçen gün yeni bir belirsizlik ortaya çıkar ve her yeni belirsizlik başka bir bilinmeyene gebedir. İşte tam da bu yüzden felsefe, sonu asla gelmeyecek olan, tükenmez bir iniltidir. T. S. Eliot’un deyimiyle 20. yüzyıl bir patlamayla değil, bir iniltiyle sona ermiştir. 

Felsefe yığılarak ilerler, bu yüzden son yüzyıllarda oluşturduğu koca bir düşünce dağı vardır. Bu düşünce dağının anası yine belirsizliktir. Belirsizlik en sonunda koca bir patlama yaratır. Bizler bu patlamayla bilimde ve ilimde muntazam bir ilerleyiş kazanırız. Lakin patlayıcı madde olarak kullanılan bir dizi barut değil, yalnızca düşüncedir. Bizleri ilerleten sadece matematik değildir, belirsizliğin önüne geçme arzusu, bunun üzerine sorgulama ve ortaya atılan her türlü belirsizliğe verilen cevaplar bilime temel niteliğindedir. 

Nietzsche Tanrı’ya ilişkin belirsizliğe onun açısından şu şekilde cevap vermiştir; “Tanrı öldü, bu dünyaya sadık kalın; öteki dünyaya dair verilen umutlara kanmayın.” Çünkü O’na göre var olma yolunda umut kalmamıştır. İnsan bir kere yaşar ve bir kere ölür. Yeniden dirilme umudu ile elinde sorgulamaya değecek tek hayatını kaybetmek insanın kendine yapabileceği en büyük kötülüktür. Belirsizliğe başka bir belirsizlikle sarılmak, biz fani yaratıklar için pek de akıl kârı değildir.

Marguerite Yourcenar, Ateşler’de “İnsan, hayatındaki her büyük olay karşısında bakirdir.” diyerek belirsizliğin başka bir boyutuna dikkat çekmiştir. İnsan için her büyük olay belirsizliktir, belirsizlik beyinlerimiz için yegane korku sebebidir. Bu bilinmeyen karşısında tecrübesizlik insanı ürkütür. Ama işin sonunda elde edilen tecrübe, bir sonraki olay için bir ‘bilinen’ olur.

Evrende var olan milyonlarca belirsizliğin dile getirilebileceği tek yer olan felsefe dünyası, belirsizlik içindeki bakirliktir. Felsefe başta da belirttiğim üzere, belirsizlikten doğar, bilinmeyenle beslenir ve cevaplarla yığılır. İşte tam olarak bu yüzden, felsefenin sona gelmesi, imkansızdır. Çünkü evren tamamıyla belirsizlik üzerine kuruludur. Büyük Patlama (BigBang) yeniden de yaşansa, Pangea’lar evreni de kurulsa tüm bunlar milyonlarca belirsizlik demektir. Dünya’nın sonunun gelmesi bile ayrıca bilinmeyendir. Felsefe, tüm evrenin var olduğu süreç boyunca yaşamaya devam edecektir. Yüzyılları yine iniltiyle kapatacak, patlamalarla ilerletecektir.

Felsefe; değerini, belirsizliğe borçludur.

Bilinemeyen Belirsizlik


Önceki İçerikKISA BİR HAZZIM VAR
Sonraki İçerikMÜJGÂN
Ana rahminde filizlendikten ölene kadar insanlar hep birbirine bir şeyler dayatır. Doğruyu ve yanlışı seçen, kişinin kendisi değil, onun dışında herkestir. Bebeklikten çocukluğa, çocukluktan gençliğe, gençlikten yetişkinliğe, yetişkinlikten ihtiyarlığa ve ihtiyarlıktan da ölüme… İnsan her zaman başkaları tarafından yönetilmiştir. Nasıl bir çocuk olması gerektiği, okulda nasıl bir öğrenci olacağı, hangi bölümü okuyacağı, nasıl bir anne-baba, nasıl bir eş olacağı sorularının cevabını hep bir başkası verir. Maalesef, ölürken nasıl bir hayat yaşamış olduğuyla bile, başka insanlar ilgilenir. Ben göçüp gittikten sonra benim hakkımda başkalarına fikir veren insanlar değil, yazılarım olsun istiyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.