ARAFTA KALANLAR/6

Ruhumdaki acıları bastığım adımlarımdan çıkarırcasına koşuyordum.Bu gece yine diğer geceler gibiydi,sahi ne kadar uzun zamandır böyle hissediyordum.Kafamı yastığa koyduğum an başlıyordu herşey,o an düşüyordu herşey aklıma,uzun zamandır her gece ölmeyi bekliyordum.Etrafımdaki herkesi bir anda alıp götüren gizemin benide gelip almasını bekliyordum,her gece son duamı edip öyle yatıyordum çünkü öyle bir hissediyorum ki sanki sabahı göremeyeceğim. Tek iyi yanı ise kaybettiklerimle buluşurum diye mutlu oluyordum. Ben her gece o küçük kıza dönüşüyordum, babasına baktıkça gözlerinin içi parlayan o kıza, gidip sarıldıkça güvende hisseden o kıza. Attığım adımların ardı arkası kesilmeden daha da hızlandım. Sanki ben hızlandıkça acılarım geride kalıyordu yada ben buna inanıyordum. Rüzgar yüzüme vurdukça ölmediğimi yaşadığımı hissediyordum. Karanlık nehrin sularına doğru daha da hızlanırken artık bitsin diye düşledim artık bitsin ve bende huzura ereyim. Yaklaşan adım seslerini duyarken hızımı azda olsa düşürdüm, evden çıktığımdan beridir peşimdeydi. Ya evsizlerden birisiydi yada sarhoşlardan biriydi. Tanrı şahitti ya, kaç gece onlardan birine tüm hayatımı anlatıp dertleşmiştim, işin iyi yanı ise ben anlatırken sarhoşlar derin bir uykuya dalıyorlardı, evsizler ise adı üstünde evsizdi işte bir daha hiç yüzlerini görmüyordum. Bu da benim terapi yöntemim işte sonuçta mükemmel biriyim ama bende bir insanım sonuçta, her ne kadar inanmasalarda benimde duygularım var..

-V, konuşmamız lazım.

Sonunda takipçimle yüz yüze gelmiştim, nedense bu duruma hiç şaşırmadım senelerdir yaptığı gibi yine beni takipteydi. Derin bir nefes verdim ve konuşmaya başladım.

-Ahh, hadi ama Leo saat daha gecenin dördü, bari bu saatte rahat ver hem neden sapık gibi dakikalardır beni takip ediyorsun? Yada istersen teşekkür et, sayemde egzersiz yapıyorsun ve bil bakalım bugün ne olacak, evvett doğru cevap bugün beynin biraz  daha çalışacak eskiye nazaran, malum oksijen! Diye söylenip tatlı tatlı gülümsedim yada gülümsediğimi sanıyordum çünkü tanrı aşkına gecenin dördünde hiç mimik oynatacak ruh halinde değilim.

-V, bir sorunumuz var.

-Hadi ama Leo, bizim bir çok sorunumuz var, uyan artık! Dik dik gözlerine bakarken bir kez daha bu adamın gözlerini ne denli sevdiğimi farkettim. Yemyeşil, orman yeşili gözleri herşeye inat parlayıp ben buradayım diyordu ama iyi bildiğim bir şey varsa o da bu saatten sonra bizden olmazdı, çünkü biz birbirini severken zarar verenlerdendik. Hani insan sevdiğine kıyamazdı ben ona kıymıştım, hani insan sevdiğini ağlatmazdı o zaman ben neden hep gizli gizli ağlıyordum? Bu kadar acıyı ben neden çekiyorum, neden senelerdir herşey ters gidiyor? Tek istediğim mutlu olmaktı ama bu olanlar, işte bunlar olmamalıydı. Ben kimin günahının kurbanıydım, kim ne yaptıda acısı benden çıkıyordu. Herşeye rağmen beni ayakta tutan da buydu işte, bir başkasının hatası yüzünden benim hayatım mahvolmamalıydı, senelerdir bunun hırsıyla ayakta duruyordum, yiyip içiyordum, uyuyordum, gülüyordum. Neden mi, çünkü bu hayattan alacaklarım var; o bana vermezse ben zorla almasını bilirdim yada o hayatı komple yok etmesini,ben mutlu olmayacaksam başkalarıda olmasın. Tamam tamam bencilim ama acı gerçekler bunlar üzgünüm, bu kadar bencil olduğum için özür falan dilemeyeceğim. Rüzgar hızını daha da arttırırken hırkamı iyice bedenime sardım, senenin bu zamanında bu ince hırka ile bir tek ben dışarı çıkardım zaten. Acaba kar yağar mı? Ne güzel olurdu yağsa  senelerdir hayalini kurduğum kış tatiline çıkma vaktim belkide gelmiştir. Evet evet kesin gelmiştir. Kendi kendime hayallere dalarken bir kaç adım uzağımda ki öfkeden deliren çakma Zeus’u görmezden geliyordum. Tam kafamı çevirmiştim ki sonunda dayanamadı ve zehrini akıttı.

-O,burada Russel burada, duyuyor musun beni?

………

Hızla gelen adım seslerinden sonra yüzüme değen parmaklarını hissettim her zamanki gibi sıcacıktı içimi ısıtıyordu ama ben cevap veremiyorum, dilim tutuldu sanırım. Yüzümü kaldırıp hasret kaldığım orman gözlüme baktım, şoka girmiştim sanırım, hareket edemiyorum.

-İşte böyle güzelim derin nefesler al, evet ver, hayır  V tutma ver şu lanet nefesini.

-Aaaaahhh, Leo ne diye kolumu sıkıyorsun tamam, bırak bırak alıyorum nefes. Fırsattan istifade ahtapot gibi sarılmışsın, çekil şurdan uzak dur.

-Haaa, ben mi sana sarıldım, uydurma V. Nefesini tutarken beynine oksijen gitmedi sanırım.

Dik dik birbirimize bakarken sessizliği o bozdu, bu duruma şaşırmadım söyleyecek pek bir şey bulamıyorum açıkcası.

-Bak, bir anlaşma yapalım V; Russel meselesini çözene kadar ateşkes kabul mü?

-Kabul,

-Kabul mü?

-Evet,

-Evet mi?

-Ben aptal mıyım?

-Ben aptal mıyım? Sen ne..

-Evet.

-Sennn, Tanrı aşkına V dur benide kendine benzettin artık.

Hani derler ya dili ayrı söylüyor kalbi ayrı söylüyor, işte ben, tam olarak o kategorinin kurucusuyum. Beynim tersine işliyor sanırım, önemli konularda ciddi olamıyorum fakat mutlu olmam gereken yerlerde ise üzülüp bir kabahatim varmış gibi üzülüyorum. İşte mutluluğu  bu denli kendime yakıştıramıyorum. Eh ne demişler sonuçta; mutluluk aptallar içindir. Yahu kim demişti bunu, yada ben uydurdum müsait bir yerlerden..Artık neyse ne bide onun için beynimi yoramam zaten dondum. Kafamı çevirerek yeşil şeytana baktım;

-Neden gelmiş sen bir şeyler biliyor musun?

-Bunu bana mı soruyorsun!

Sinirlenmişmiydi o? Leo’nun sakin olan yapısınıda bozduğuma göre artık gidebilirim, eh hadi bana müsade.

-O it yüzünden bana katil diyorlardı, ne çabuk unuttun. Ah az kalsın unutuyordum dün bana bir not göndermiş,notta yarım bir işimiz var katil yazmış. Bunun anlamını biliyormusun V, o adam beni annenin ölümüyle suçladı ve geçen yıllara rağmen hala buna devam ediyor, sizin aileye bulaştığım güne lanet olsun, bu işede lanet olsun, seni sevdiğim içi banada lanet olsun!

-Ne, ne dedin sen? Bu adam hala beni seviyor olabilirmiydi, hadi ama birimizin akıllı olması gerekiyordu oynamıyorum ben. -Az önce seni sevdiğim için banada lanet olsun dedin. Yoksa sen hala,

-Saçmalama V, farkındaysan seviyorum demedim, sevdiğim için dedim geçmiş zaman bu, oldu ve bitti.

-Hı, hııııı bitti, kesin bitmiştir, evet evet.

-Ne geveleyip duruyorsun ağzının içinden, doğru düzgün söyle ne söyleyeceksen.

Öfkeden köpüren  genç adamı izlerken onu ne kadar üzdüğümü bir kez daha gördüm,sinirden boynundaki damarları şişmiş, çok çok sinirlendiğinde alnını ikiye ayırmış gibi duran damarı iyice belirginleşmişti, gözlerinin rengi zehir yeşiline dönmüş ellerini ısrarla alnına dökülen saçları geriye atmak için kullanıyordu. Bırak demek istedim, bırakda saçların dökülsün alnına, kapatsın bütün yaşadıklarını. Yanına yaklaşıp usulca fısıldadım; o konuda endişelenme Leo, o olay seneler önce kapandı. Sakinleşmek adına gözlerimi sertçe kapatıp açtım fakat daha da sinirlenmiştim, bu defa parmağımı sertçe göğsüne bastırdım ve tane tane anlatmaya başladım; -Görmüyor musun, seninle oyun oynuyor, senin ayağına gitmeni bekliyor ve sana yem atıyor, hadi ama derken sinirden gülüyordum, sen bile  bu kadar aptal olamazsın! Sesimin yükselmesiyle gözyaşlarımda sicim gibi akmaya başlamıştı.- Sende bende o cinayeti kimin işlediğini biliyoruz daha neyin derdindesin sen, bitmedi mi, söyle Alexander Leon bitmedi mi? Tam adını söylemem onu afallatmıştı, aynı zamanda bir çok şeyinde farkına varmasını sağlamıştı. Yönümü değiştirip köprüye doğru hızlı adımlarla yürümeye başladım, ister öngörü desinler isterlerse his bu köprü bu nehir bir gün benim sonum olacaktı içimden hep bu geçiyordu. Durup suyu izlerken dibi bana dahada yakın, karanlık suları ise huzur verici duruyordu. Düşenin derdi bitmiyordu, düşmanları çoğalıyordu. Sorsanız herkes iyi, herkes dürüsttü, pembe panjurlu evlerinde herkes çok ahlaklı, dürüst, takım elbiseler içinde herkes adamdı. O zaman senelerdir hayatımın içine edenler  neden çok şık kostümlerinin içinde insancılık oynuyorlardı. Rüzgardan buz kesmiş göz yaşlarımı sakince sildim üzerime bir durgunluk çökmüştü. Her ağladığımda böyle oluyordu, bütün organlarım duruyordu sanki, düşüncelerim duruyordu, hareketlerim duruyordu, iç sesim susuyordu, etrafı kocaman bir sessizlik kaplıyordu. Sanki bu dünya durmuş gibi oluyordu. Son kez karanlık sulara bakıpderince bir nefes aldım ve arkama döndüm. Güneş yavaş yavaş doğmaya başlamıştı, gökyüzü renk cümbüşüne dönmüştü. En sevdiğim anın bu kadar kısa sürmesi haksızlık değilde neydi? Artık konuşmaya başlamamın vakti gelmişti, sesimdeki sertlik beni bile kendisine yabancı bırakmıştı.

-Bu işe karışma bu bir aile meselesi ve sen aileden değilsin!

Evet, ben buydum işte. Sevdiklerimi öyle bir kırıyordum ki en büyük nefreti bana duyupta bir başkasına yaklaşamasınlar diye uğraşıyordum, neden mi? Çünkü herkes çok kötü! Belki herkesi ben gibi zannedip beladan uzak durarlar diye yapıyordum. Az önce yaptığım gibi, arkamdaki adam benim en büyük enkazımdı onsuz olamıyordum ama onlaykende olmuyordum, bu da benim lanetimdi işte. Köprüye sırtımı dönüp yürümeye başlarken sesi beni durdurdu ve sözleri ile ben bir kere daha onu sevdim ve ben bir kere daha onu öldürdüm.

-Victoria, senin bir suçun yok..