Sabahın ilk ışıkları sökmeden uyanmıştı o gün Bayan V, içinde amansız bir sıkıntı, öfke, yorgunluk ve nefret vardı, evet hiçbir iyi duygu barındırmıyordu içinde zaten iyi biri olduğunu da hiçbir zaman savunmamıştı. Elinde kahvesi ile camından sokağın boş karanlığını izlerken en son ne zaman mutlu olduğunu hatırlamaya çalıştı, o kadar uzun süredir hislerini görmezden geliyordu ki basit duygularının bile farkına çok sonradan varıyordu. Birden hatırladı genç kadın, zehir gözlü adam ile geçirdiği vakitlerde oldukça mutluydu. Aslında hep rekabet içindeydiler o zamanlar ama yine de çok mutluydu, hangisi diğerinin zekasını alt edecek diye türlü türlü oyunlar oynarlardı. Onlar hem ezeli iki rakip, hem düşman, hem dost, hem sırdaş, hem de sevgililerdi. İşte bu yüzden günü geldiğinde biri diğerini oyundan çıkarmalıydı çünkü onlar birbirinin silahıydı, birinin yaşaması için ötekinin ölmesi şarttı. Bu yüzden Bayan V, seneler önce onu o deliğe kapattırmıştı, ama genç kadın farkındaydı , yaptığı fedakarlığı sevgilisi çok yanlış anlamıştı. Her zaman öyleydi zaten, hiçbir zaman genç kadının onun için nelerden vazgeçtiğinin farkına dahi varmazdı…

Bir kaç saat sonra…

-Kristen! Bu sözleşmede neyin nesi, ne demek ofisi başkasına satıyorlar?

-Efendim, hukuk firmasının sahibi Bay Mıller ne yazık ki hayatını kaybetmiş, ortakları ise işten anlamadıkları için firmayı bir başkasına devretmişler. Firmanın yeni sahibi akşam üzeri burada olurmuş.

-Desene imzalamaktan başka bir çare bırakmıyorlar bize, her neyse ölenle ölünmüyor. Ben imza attım dosyayı diğer arkadaşlara verebilirsin. 

-Elbette efendim, bir şeye ihtiyacınız olursa seslenmeniz yeterli, bu arada isteğiniz üzere yurda gerekli yardımlar yapıldı isminiz gizli tutuldu.

Kristen’ın odadan çıkması ile rahat bir nefes aldım, hala garip bir biçimde canım sıkılıyordu, sabahtan beridir beşinci kupa kahvemi içiyordum ve hala daha fazlasına ihtiyacım vardı. Nefes almak için camı açıp önüne en sevdiğim tabureyi çektim, insanların yüzlerini incelemeyi seviyordum. Karşıdan gelen adam öfkeli, şu kadın şaşkın, pembe şemsiyeli ufak kız meraklı ve konuşkan, kağıt toplayan orta yaşlı adam umutsuz… Hayatta böyleydi işte özellikle bu şehir insanları bir ruhtan farksız değildi. Herkes mutsuz, umutsuz, inançsız, sevgisiz. Merak ediyorum bu insanlar neden böyle diye, hadi benim kaybettiğim şeyler çok ondan bu haldeyim peki siz sefil ruhlar sizi bu denli umutsuzluğa iten sebep nedir? Odanın kapısının birden açılması ile elimdeki kupa düştü ve kahve her yere sıçradı.

-Seni hadsiz, bu ne cüret nasıl odama böyle girersin, bir yandan bağırırken bir yandan da elimdeki kahve kalıntılarını silmeye çalışıyordum. Başımı kaldırmam ile dünyamın durması aynı zamanda gerçekleşti, tam şuan biri beni kaydediyorsa suratımın ifadesi ile dalga geçerek oldukça zengin olabilirdi.

-Sen, sen, sen… yoooo bu olamaz, sen gerçek olamazsın!

-Merhaba sevgilim, yoksa Bayan V mi demeliyim?

-Bayan V, efendim çok özür dilerim Bay Leo ofisin yeni sahibi. Odanıza kadar eşlik edecektim fakat beni beklemeden kendisi girdi.

-Önemli değil Kristen, çıkabilirsin. Genç kızın çıkması ile kafamı Bay Leo’ya çevirdim. Aslında tam adı Leon’du fakat benden başka kimse bunu bilmezdi. Seneler ondan hiçbir şey eksiltmemişti aksine daha da katmıştı. Gözleri hala hayran olduğum orman yeşiliydi, ama içinde ki düşmanca parıltılar işte onlar yeniydi, daha da güzelleşmişti sanki, Tanrım neler saçmalıyorum ben? Korktuğumda hep böyle oluyordu beynim beni farklı açılara yönlendiriyordu ve sonuç olarak saç-ma-lı-yor-dum. Net açıklaması buydu.

-Eee, yeni patronuna bir merhabayı çok mu görüyorsun?

-Savaş istiyorsun yani? 

-Hayır, kendini hala çok önemli görüyorsun ama sen benim için artık hiçbir şeysin. Hapiste iyi dostlar edindim anlayacağın arkam sağlam. Artık iş hayatında benimde bir adım olsun istiyorum. Bu yolda da bir yalancıya istediği desteği daha iyi bir yalancı verir. Azıcık gülümse güzelim sana iltifat ediyorum. Bugünlük bu kadar yeter, yapacak işlerim var. Sende şu suratında ki hortlak görmüş ifadeyi sil, artık sen ve ben ortağız. Bu zamana kadar seninle bir çok şey olduk, birde ortak olalım bakalım nasıl olacak.

Ağzım beş karış halde beni bırakıp öylece gitti, az önce neler oldu, bugün günlerden ne, kaçıncı yüzyıldayız biz, benim adım ne, mesleğim ne, Tanrım ben kafayı mı yiyorum. Bu defa gerçekten bitmiştim, her zaman toparlayan ben bu defa cidden batırmıştım. Hay lanet, lanet olsun! 

Genç adam çok keyifliydi, sevgilisi tam şuan da sinir krizi geçirirken o keyifle sigarasını tüttürüyordu. İşte böyle diye düşündü, sonra defalarca tekrarladı; her şeyin bir bedeli vardır..