ARAFTA KALANLAR/2

0
36

Duruşma sekiz dakika sonra başlayacak Bayan V, isterseniz sizin yerinize ben vekalet edebilirim, hala yüzünüz çok beyaz toparlanamadınız.

Gerek yok Kristen, basit bir bayılma, davayı aldığımızda  toparlanırım diyerek genç yardımcıma döndüm. Aslında basit bir bayılma değildi dün aldığım o zarf, o yazı geçmiş resmen üzerime devrildi. Ne yapacağıma dair hiçbir fikrim yok, fakat mutlaka bir yolunu bulacağım.

-Bayan V, sizi burada görmek ne büyük bir şeref! Ben gelmezsiniz sanıyordum, malum bütün kanıtlar bizden yana bu davanın kazananı biziz.

İğrenç bakışlı karşı tarafın avukatı olan Mr. Pinkley’e gayet rahat bir tavırla gülümsedim. Bu adamın en büyük sorunu buydu her zaman kibirle dolaşıp burnunun ucundakini göremezdi. Geçen duruşmada resmen kendi elleri ile bana en büyük kanıtı vermişti, ama hala farkında bile değildi. Normalde olsa, ortaya bir laf atar içten içe hesap yapmasını, kuşkuya düşmesini izlerdim fakat bugün hiç modumda değilim. Kafamı meşgul eden o kadar çok şey vardı ki, bazen ne yaptığımı kim olduğumu unutuyordum…

-Bay Pinkley, kafatasınızın  içinde olan fakat kullanmadığınız bir organınız var bilmem biliyor musunuz? Beyin diyoruz biz ona, azda olsa kullanmaya çalışın. Hayat bu kadar garipti işte, çocukluğumdan biridir bana acı veren her şeyi, her duyguyu, her sözü, her bakışı, içten içe silahlara dönüştürmüştüm. Aslında kötü biri değildim, kötü olmak zorundaydım buna mecburdum başka bir seçeneğim kalmamıştı. Yüzüme yeni bir maske geçirdim ve başım dik bir şekilde yürümeye devam ettim. Yargıcın salona girmesi ile bütün uğultular kesildi, bu kadını seviyordum eğer ortada bir uyuşmazlık varsa kimsenin gözünün yaşına bakmaz, her zaman gereğini yapardı. Bu düşüncelerim  ile beraber derin bir nefes aldım, moralim biraz daha yerine gelmişti. Seviyordum bu karmaşaları, insanları köşeye sıkıştırıp kendi ağızları ile işledikleri suçları itiraf ettirmek müthiş bir rahatlık hissi veriyordu, yaptıklarımın kefaretini ödüyormuşum gibi hissediyordum.

-Bay Pinkley, söz sizin buyurun!

-Saygıdeğer Yargıç ve değerli jüri üyeleri huzurlarınızda Bayan V’nin müvekkili olan Miss Rosemary’e bir kaç soru yönelteceğim.

-Sakin ol, Rosemary sakın yalan söyleme seni köşeye sıkıştırmak için elinden geleni yapacak , bana güveniyorsun öyle değil mi? Başını sallayan genç kızın elini tuttum ve hadi diye fısıldadım.

-Bayan Rosemary, cinayet gecesi evde miydiniz?

-Evet.

-Babanız Mr. Golding’i en son ne zaman gördünüz?

-Akşam yemeğinde, saat 19.00’da salonuna indim, amcam William ve babam odaya geç geldiler, yaklaşık yarım saat sonra onlar geldiğinde ben izinlerini istedim ve kalktım.

-Neden erken kalktınız? Amcanız Mr.William köşke her geldiğinde siz odanızdan çıkmıyormuşsunuz, neden?

-Çünkü, çünkü amcam benden hiç haz etmiyordu bana her zaman kötü davranırdı, bu yüzden o her köşke geldiğinde benden rahatsız olduğu için gözüne gözükmezdim.

Elimi kaldırarak Yargıçtan söz istedim.

-Evet, Bayan V?

-Sayın Yargıç, Bay William’a bir kaç soru yöneltmek istiyorum!

-Son sorularınızı lütfen, Bay Pinkley.

-Elbette Efendim. Bayan Rosemary, babanızın başında elinizde bıçak ile yakalandınız babanızı öldürdüğünüzü kabul ediyor musunuz?

-Ben…. ne? Hayır hayır, neden babamı öldürmek isteyeyim ben sadece ona yardım etmeye çalışıyordum çok kan kaybediyordu! Ne hakla bana bunu söylersiniz?

-Sakin ol Rosemary! Kontrolünü kaybetme, diye fısıldadım göz yaşlarından genç kızın yüzünü net seçemiyordum. Bir anda karışan salonu Yargıcın yüksek sesli ikazı sakinleştirdi.

-Bayan V, savunmanızı yapın lütfen!

-Sayın Yargıç ve sayın jüri üyeleri huzurlarınıza tanıklık yapması için olay gecesi Rosemary’i babasının başında bulan görgü tanığı, Bayan Hudson’ı çağırıyorum. Kapıların açılması ile altmışına merdiven dayamış, saçlarına aklar düşmüş oldukça toplu bir kadın olan Bayan Hudson salona girdi. Fakat benim gözlerim, Bay Pinkley ve Bay William’daydı. İkisinin birbirlerine bakışı, benim için yeterliydi.

-Bayan Hudson doğruları anlatacağınıza yemin eder misiniz?

-Evet, Efendim.

-Anlatın lütfen; Bayan V ve Bay Pinkley lütfen söze karışmayın!

Sessizce başımı salladım ve bakışlarımı Bay William’a kilitledim. 

-Otuz yıldır Bay Golding’in köşkünde çalışıyorum, Bay Golding ve Rosemary’nin merhume annesi Bayan Isabella o zamanlar yeni evlenmişti, fakat Bayan Isabella taşradan geldiği için ailede hiç kabul edilmedi ve sevilmedi ama Bay Golding onu herkesin yerine çok sevdi, korudu kolladı. O zamanlar Bay William evliydi fakat çocuk sahibi olamıyordu bu yüzden de kardeşini çok kıskanıyordu, kin doluydu çünkü koskoca ailenin mal varlığı taşradan gelen bu yeni yetme kıza kalacak diye çok korkuyordu. O zamanlar benimde oğlum vardı fakat çok hastaydı tedavi masraflarını karşılayamıyordum, bir gün Bay William gelip; onun için köşkte onun gözü kulağı olursam oğlumun tedavi masraflarını karşılayacağını söyledi. Bende kabul ettim, oğlumun gözümün önünde eriyip gitmesindense casusluk o zamanlar bana cazip geldi. Anlaşmamıza göre, ben her ayın ikinci pazar günü Bay William’a olup biten her şeyi yazıp, mektubu ofisine yollayacaktım. Bir gün yolladığım mektupta Bayan Isabella’nın bebek beklediğini yazdım, aradan bir kaç geçti ve Bay William’dan acil gelmem gerektiğini yazan bir mektup aldım, o akşam hazırlanıp yollara düştüm. Bayan Isabella çok iyi bir kadındı, oğlumun hasta olduğunu ve bir bakım hastanesinde tedavi gördüğünü biliyordu fakat tedavi masraflarını Bay William’ın ödediğini kimse bilmiyordu, herkes kiliseye bağlı bir merkezde bakım gördüğünü zannediyordu. Bay William bana bu şartı koymuştu, eğer ki onun adı ağzımdan çıkarsa yavrucağımı ölüme terk edecekti. Hastaneye vardığımda, oğlumun gayet sağlıklı ve iyi olduğunu gördüm. Mutluluktan havalara uçuyordum, Bay William’a minnet duyuyordum, ama kafama takılan bir şey vardı madem ki oğlum iyiydi neden o mektubu almıştım. Aradan bir kaç gün geçti ve Bay William’dan bir mektup daha aldım, bana sürpriz yaptığını anne- oğul hasretimiz bitsin diye beni apar topar çağırmış. O zamanlar Bay William bana kendini öldür dese öldürürdüm, bana oğlumu geri vermişti kimsenin umurunda olamayan hizmetçi parçasına kol kanat germişti. Bir süre geçtikten sonra, oğlumla beraber köşke geri döndüğümde, başımdan aşağıya kaynar sular döküldü. Bayan Isabella doğumda vefat etmişti, halbuki gayet sağlıklı bir gebelik geçiriyordu. Nasıl olduğunu aklım almıyordu, zavallı Bay Golding’in acısını hafifleten tek şey sağlıklı doğan biricik kızı Rosemary’nin doğumu olmuştu. Aradan bir kaç hafta geçti ve Bay William köşke geldi gözyaşları, feryat figan.. o halleri aklıma geldikçe hala tüylerim ürperiyor. Bay William’a giden haber yanlıştı, ona hem yengesini hem de doğmayan yeğenini kaybettiklerini söylemişlerdi halbuki bebek sağlıklıydı. Bebeği sağlıklı gören Bay William’ın şoktan yüzü çarpılmıştı, köşkte kaldığı süre boyunca bir kez bile bebeği görmeye gitmedi, kardeşi ısrar ettiğinde ise bebeği görürse acısının daha da artacağı yalanının arkasına sığınıyordu fakat bunların hepsi bir oyundu. Bir gün odasını temizlerken bir kutu çikolata buldum, içini açtım kokusu çok tuhaftı fakat aç gözlülük işte tam yiyecekken Bay William odaya girdi ve kutuyu elimden çekerek ölmek istiyorsam gidip köşkün kulesinden atlamam gerektiğini söyledi. Özür diledim ve odasından apar topar çıktım, mutfağa döndüğümde diğer kızların konuşmalarını dinledim, zavallı Bayan Isabella vefat ettiği gün hediye gelen bir kutu çikolatayı tek başına yemiş. Bay Golding’in alerjisi vardı, bırakın yemeyi elini bile sürmezdi. Fakat Bayan Isabella çok severdi çikolatayı, hiç dayanamazdı. Aklıma Bay William’ın odasındaki paket geldi onun sözleri ve çikolatanın tuhaf kokusu, içime kurt düştü.. Gece gizlice odasına girerek paketi aldım ve ertesi sabah erkenden kutuyu teslim alan kapıcıya gösterip hediye gelen paketin buna benzeyip benzemediğini sordum. Haklı çıkmıştım, Bay William göz göre göre zavallı kadıncağızı zehirlemişti ama bebeğin sağ doğabileceğini hesap etmemişti. Vicdan azabından kahroluyordum ama elimden hiç bir şey gelmiyordu bende en az onun kadar suçluydum. Cinayet akşamı, akşam yemeğinden sonra Bay William  saat tam 23.30’da küçük salona içecek bir şeyler getirmem için beni tembihledi, normalde saat 22.00’dan sonra biz hizmetçiler odalarımıza çekiliriz ve bir daha da çıkmayız fakat ondan o kadar çok korkuyordum ki isteğini ikiletmeden kabul ettim. Öz yengesini zehirleyen adam, bir hizmetçiye daha da kötü şeyler yapabilirdi. Saat 23.30’da küçük salona gittiğimde Rosemary’i babasının başında buldum, onun hiçbir şey yapmadığını çok iyi biliyordum fakat Bay William beni öyle bir oyunun içine düşürmüştü ki ne yapsam fayda etmezdi. Onunla beraber bende dibi boylayacaktım ama bu vicdan azabındansa cezam ne ise çekmeye razıyım sayın yargıç.

-Sayın Yargıç, bir tanığımız daha var! Bayan Jessica, kendisi Bay William’ın karısı. Salondaki uğultular artarken, Bay William’ın öfkeli bağırışları salonda yankılanıyordu.

-Sessizlik! Bayan Jessica anlatın lütfen.

 

 

ARAFTA KALANLAR/2