ARABANIN ARKA CAMI

Yıllardır en çok yazmak istediğim hikayelerimden bahsetmek isterim sizlere. Büyümek deyince aklımıza hep boy atmak, uzun boylu olmak, insanların yanında kendini yüksek görme hissi aklımıza gelir. Aslında öyle değilmiş büyümek. Sorumluluk almak ne demekmiş, acılarınla yüzleşip onlara meydan okumakmış, mücadele etmekmiş büyümek. Yıllar öncesinde 99 yıllarında Esenler de oturmaktaydım. Annem, kardeşim ve ben bakkaldan eve geldikten sonra; babamın çalışmış olduğu polisaj firmasına uğramıştık. Hafta sonu olması lazım öyle hatırlıyorum. Babam ” Siz eve geçin, benim bir yarım saatlik işim var, yemek yedikten sonra dışarı çıkar gezeriz.” demişti. Biz de tamam deyip evin yoluna tuttuk. Aradan bir kaç dakika geçtikten sonra, hatta yarım saat sonra babamın eve gelmesini beklerken, işyerinde yangın çıktığını öğrendik. “Nurgül abla koş Selim abinin elleri yandı dendiğinde, evden nasıl çıktık, olay yerine nasıl vardık anlayamadım. Küçüğüz tabi ki ne yapabilirsin ki? Elin kolun bağlı. Annem bir taraftan ağlarken komşuların annemi mi teselli etsin, yoksa küçük kardeşim ile beni mi. Babam içerden çıkartıldığında iki kolunun yandığını öğrendik. Arabaya bindirildiğini ve arka camdan bize öyle bir bakışı vardı ki, ömrüm boyunca unutamam. ” Ben yokken ailenin reisi sensin.” dediğinde 6-7 yaşındaki bir çocuktan nasıl bir reislik bekleyebilirdi ki? Babamın ilk defa korkar gözlerle bize baktığını gördüm, camın ardından. Benim merak ettiğim babamın gözünden camın arka tarafından nasıl gözüküyorduk? İşte o zaman büyümenin ne demek olduğunu anladım. Korktum, ağladım. Çaresizliğin ne demek olduğunu. Aradan o kadar zaman geçti ki anlatmadan edemedim. Şuanda 29 yaşındayım. Belki bu hikayeyi senaryo yapsam, Rekor kırabilirdim. Annemin o anları tekrardan görmemesi adına saygımdan dolayı, hatırlamak ve hatırlatmak istemem. İşte Büyüdüm.