Ahlak Ağacı

0
101

Ahlaki gerçekler yoktur, yalnızca ahlaki yargılar vardır. 

-John Berger

 

Ana rahminde filizlendikten ölene kadar insanlar hep birbirine bir şeyler dayatır. Doğruyu ve yanlışı seçen, kişinin kendisi değil, onun dışında herkestir. Bebeklikten çocukluğa, çocukluktan gençliğe, gençlikten yetişkinliğe, yetişkinlikten ihtiyarlığa ve ihtiyarlıktan da ölüme…İnsan her zaman başkaları tarafından yönetilmiştir. Nasıl bir çocuk olması gerektiği, okulda nasıl bir öğrenci olacağı, hangi bölümü okuyacağı, nasıl bir anne-baba, nasıl bir eş olacağı sorularının cevabını hep bir başkası verir. Maalesef, ölürken nasıl bir hayat yaşamış olduğuyla bile, başka insanlar ilgilenir.

Tüm anne-babalar üstlerine vazife olarak gördüğü değerleri çocuklarına öğretmenin peşindedir. Kendilerince doğru olan her şeyi sanki her halükarda doğruymuş gibi empoze ederler. Yanlış bir şey varsa, bu tüm dünyada yanlıştır ve yanlış yapmak, kabul edilemez bir şeydir. Her zaman iyi bir insan olmalı, yalan söylememeli, kendisini kaybetmemeli insan, değil mi? Aksi takdirde cezalar vardır; toplum, bireyi arasına almaz, Tanrı yanlış yapanı cennetine kabul etmez. Binlerce insan bu sözleri duyarak büyür.

Sadece ebeveynler değil, toplumların birbirine dayattığı binlerce şey vardır. Kim tarafından belirlendiği bilinmeyen kurallar, aşılmaması gereken sınırlar… İçinde bulunulan topluluklar bilinmeyenin ortaya attığı ‘gerçekler’le şekillenir. Etiğe uygun olmayan yüzlerce kavram, insan bunun ne olduğunu öğrenemeden çoktan yasaklanır. Yasağı merak etmek, yasaktır.

Yine bir bilinmeyen, doğru ve yanlışın belirlendiği sisteme ‘ahlak’ demiştir. Genellikle kültürel, dini, seküler ve felsefi topluluklar tarafından kullanılan bu sistem, insan hayatının korkulu rüyasıdır. Çünkü henüz neden doğru olmadığını bilmediği davranışlar, bu kavram yüzünden ona haram kılınmıştır. Neden doğru olduğunu bilmediği davranışları ise yapmak zorundadır. Bütün insanlar hayatlarında bir kere bile olsa ahlak kurallarına uyması gerektiğini düşünmüştür. Ahlak, ortaya atıldığı anlamıyla güzeldir. Ancak toplumlar, ahlak ilkesine bir dinmiş gibi tapar, üzerine konuşurlar ve inandığı yaratıcısının dininde yapmadığı şekilde oynamalar yaparlar. Üstelik değiştirdikleri kuralları yine kendilerine farz kılarlar. Tüm dünyada kabul görmüşçesine özgürlüklerinin sınırlarını ahlaka göre çizerler.

İnsanlar gezegenlerden daha karmaşıktır (Paul Feyerabend). Kendilerine ahlak kuralları yaratır, bu kuralları toplumlara mal eder ve özgürlükleri olmadığı için yakınırlar. Tüm bunlar yetmezmiş gibi, sonraki nesillere de bu kaideleri zorunlu kılarlar. Çocuklarına ölene kadar iyi bir yaşam istiyorlarsa ahlaklı insan olmaları gerektiğini öğretirler. Fakat kimse çocuklara önce ‘insan’ olmaları gerektiğini söylemez. Bundan dolayıdır ki, kimse iyi bir yaşamı hak ettiğini düşünmez. Döngü uzadıkça uzar, insan yine kendine yapar yapacağını…

Yukarıda belirttiğim gibi; ahlak, ortaya atıldığı anlamıyla güzeldir. L. Wittgenstein’ın da dediği gibi, düşünceler de kimi zaman olgunlaşmadan düşer ağaçtan. Zannımca ahlak, olgunlaşmamış haliyle olması gerektiği gibidir. İnsanlar ahlak düşüncesini olgunlaştırırken değiştirir, ahlak kelime anlamının kapsamadığı taraflarda büyüdüğünde insan için çekilesi değildir. Bu yüzden her şeyde olduğu gibi, bir düşünceyi yalnızca sınırlarının kapsadığı alanlarda olgunlaştırmak gerekir.

Ahlakı tohum olarak metaforlaştırırsak eğer, insan ancak kendi tecrübe ve bildikleriyle, tohumu kendine göre filizlendirirse, ahlaklı olabilir. Bunun olmadığı zamanlarda sorgulanamayan kurallar bütünü ortaya çıkar. Toplum olarak her bireyin filizi, bir arada büyümeyi başarırsa binlerce ağaç hayat bulur. İyilik barındıran ahlak tohumu, büyüdüğünde de iyilik saçar. Buradaki iyilik, doğru veya yanlış değildir. Topluluk olarak beraber yaşanabilmesini sağlayacak olan her şey, bahsedilen iyiliktir. Kaynağı güzellik olan ahlak, şahsi doğru ve yanlışlarla büyürse güzeldir. Kurallarla değil, yargılarla büyütülen tohum, din, felsefe, kültür ahlakının insandan beklentisini de karşılar. Göreceli kavramlar bireylere kabul görmüş kurallardan çok, var olan yargılar şeklinde anlatılmalıdır.

Ahlak, her yerde ve her koşulda değişiklik gösterir. Bu yüzden bunlara gerçek demek, benim filizimce yanlıştır. Ahlakın getirdiği yargıları kurallaştırmak birbirimizi yönetmekten başka bir işe yaramaz. Dayatılan iyilik, doğru olmayabilir. ‘Gerçek’ denilen oluşum, ahlak için fazla nettir, esasında ahlak bu kadar net değildir. Toplumlar bir arada yaşayabilmeyi başarmak istiyorsa, baskıyla ve keskin sınırlarla olgunlaşmış düşüncelere yer verilmemelidir.

 İşte bu yüzden, ahlaki gerçekler yoktur, yalnızca ahlaki yargılar vardır.

Ahlak Ağacı


Önceki İçerikZÜLFÜ LİVANELİ
Sonraki İçerikŞİİR
Ana rahminde filizlendikten ölene kadar insanlar hep birbirine bir şeyler dayatır. Doğruyu ve yanlışı seçen, kişinin kendisi değil, onun dışında herkestir. Bebeklikten çocukluğa, çocukluktan gençliğe, gençlikten yetişkinliğe, yetişkinlikten ihtiyarlığa ve ihtiyarlıktan da ölüme… İnsan her zaman başkaları tarafından yönetilmiştir. Nasıl bir çocuk olması gerektiği, okulda nasıl bir öğrenci olacağı, hangi bölümü okuyacağı, nasıl bir anne-baba, nasıl bir eş olacağı sorularının cevabını hep bir başkası verir. Maalesef, ölürken nasıl bir hayat yaşamış olduğuyla bile, başka insanlar ilgilenir. Ben göçüp gittikten sonra benim hakkımda başkalarına fikir veren insanlar değil, yazılarım olsun istiyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.