Adil ile Godil Masalı

Masal, kimi zaman kahramanların olağanüstü varlıklarla kimi zaman kendi aralarında kimi zaman da birtakım olaylar sonucunda yaşanmış pişmanlıkların, hataların veya yanlışların ders çıkarımıyla didaktik bir tarzda yaşama dair eğlendiren ve aynı zamanda eğiten bir türdür. Genel anlamda hayatımızın içinde pek çok şekilde olan masal somut olmayan fakat bir kültür mirası olan ve korunmaya da mahkûm bir daldır diyebiliriz.
Bulgaristan’ın Silistre dolaylarında ağızdan ağıza dolaşan bu masalı ben derleyip siz okuyuculara sunmak istedim. Varyasyonları var mıdır bilmem ama ben babaannemden derlediğim kadarıyla orijinal biçimini ve İstanbul Türkçesine aktarımını sizlere sunuyorum.

ADİL İLE GODİL (ORİJİNAL BİÇİMİ)
Bi vāmış bi yokmuş. Vaktın birinde evvel zaman içinde, kalbur saman içinde bi aile vāmış. Onların iki tane oğlu vāmış. Birisinin adı Adil, birisinin adı Godil. Bir gün annesi çocuklarına seslenmiş:
-Adil, Godil yavrım biz anneannene gezmeğe gidecez bubanla. Siz hiç zarār yapmayın. Evde oturun.
Annesinle babası yola çıkmış, Adil’le Godil de avıl içine girmişler. Bir bakmışlar tavıklar böyle eşineri. Adil demiş Godil’e:
-Godil, bu tavıkla gidişeri, bunları yıkamak lâzım.
Godil:
-Yıkaylım.
Bi’ kazan su kaynadeller. Tutmuşlar tavıkları sokmuşlar kaynak suya güne kaşı sermişler. Tavıklar ölmüş. Bi de baksalar tavıklar ölmüş.
-Evvaaa! Nabcaz şindi ba Godil biz?
-Kaçalım.
-Nerey kaçalım?
-Daya.
Bi bakmışlar bi koca top abaları vamış. Onu almışla sıtlana bi küp te bal ayda yola gitmişler. Bakmışla yolla çatlamış böyle
ayrılmış.
-Adiil, baksana bu yolla susuzluktan çatlamış.
-Nabcaz ba Godil?
-E dökcaz balı sulaycaz.
Balı dökmüşle bitimişle atmışla küpü kenara. Azcık ta gitmişle bi ormana. Ağaçlar böle sallanırmış gıcııırt gıcıırt gıcıırt gıcııırt.
-Godiil, ağaçlar üşümüş. Nabcaz?
-E saracaz to bununlan. Onu da samışlar o kumaşlan ağaçları.
Gitmişle gitmişle bi baksala çoban koyunları semiş, koyunlar otlā’mış. Bi de bakmışlar bi kuzu vā. Emen tutmuşlar o kuzuyu kesmişler.
Bakmışlar omanın içinde bi oda var. Odanın içine götümüşler Koymuşlar onları çıkmışla çalı çıpı toplayıp da pişiricekler. Ondan so birisi kaşı gelmiş onlara.
Godil demiş:
-Ağabey, biz filan yere kuzu koyduk hem alma onu.
‘’Almam’’ demiş o da.
Onla çalı çıpı toplarken adam geleri o odanın içinden ale kuzuyu gide. Bi gelse Adil’le Godil kuzu yok. Voz voz sinek içesi.
-Adil kuzu nede kalmış acaba?
-E nede kalcak Godil baksana şu sinekle yimiş onu.
Girivereller sineklere urmağa, girivereller sineklere urmağa.
-Nabcaz şincik biz?
-Nabcaz, gidicez bu sinekleri mahkemeye vericez.
Mahkemeye gidelle. Hakime savcıya anladelle detleni. O arada hakimin bununa bi sinek koneri. Bi moçuk patladeri Adil hakimin bununa. Hakimi devirivemiş. Masal da orada bitivemiş.

ADİL İLE GODİL (İSTANBUL TÜRKÇESİNE AKTARIMI)
Bir varmış bir yokmuş. Vaktin birinde evvel zaman içinde, kalbur saman içinde bir aile varmış. O ailenin iki oğlu varmış. Birinin adı Adil diğerinin adı Godil’miş. Bir gün annesi çocuklarına seslenmiş:
-Adil, Godil yavrum biz babanla anneannene gezmeye gideceğiz. Siz hiç yaramazlık yapmayın. Evde oturun.
Adil ile Godil’in annesiyle babası yola çıkmış. Adil’le Godil de bahçenin içine girmişler. Bir bakmışlar ki tavuklar eşiniyorlar. Adil, Godil’e demiş ki:
-Godil, bu tavuklar kaşınıyor. Bunları yıkamak lazım.
-Yıkayalım.
Bir kazan su kaynatmışlar. Tavukları tutup kaynak suya sokmuşlar. Bir de güneşe karşı onları sermişler. Sonra bir bakmışlar tavuklar ölmüş.
-Eyvaah! Godil biz ne yapacağız şimdi?
-Kaçalım.
-Nereye kaçalım?
-Dağa.
Bir bakmışlar koca bir top kumaşları varmış. Onu sırtlarına almışlar. Bir küp de bal almışlar. Yola koyulmuşlar. Koyulmuşlar ama yola bir baksalar yol çatlamış, ikiye ayrılmış.
-Adil, baksana bu yollar susuzluktan çatlamış.
-Ne yapacağız Godil?
-E dökeceğiz balı, sulayacağız.
Balı dökmüşler, bitirmişler. Küpü de bir kenara atmışlar. Azıcık daha ileriye bir ormana gitmişler. Ağaçlar ‘’gıcıırt gıcııırt gıcıırt gıcııırt’’ diye rüzgârdan sallanıyormuş.
Adil:
-Godil, ağaçlar üşümüş. Ne yapacağız?
Godil:
-E bununla saracağız.
Ağaçları da o kumaşla sarmışlar. Gitmişler gitmişler bir baksalar çoban, koyunları sermiş. Koyunlar otluyormuş. Bir de bakmışlar ki bir kuzu var. Hemen o kuzuyu tutmuşlar, kesmişler. Bakmışlar ormanın içinde de bir oda var. Kuzuyu odanın içine götürmüşler. Kuzuyukoymuşlar oraya, pişirmek için çalı çırpı aramaya çıkmışlar. Ondan sonra biriyle karşılaşmışlar.
Godil ona demiş ki:
-Ağabey, biz filan yere kuzu koyduk onu alma.
Adam da ‘’almam’’ demiş.
Onlar çalı çırpı toplarken adam odanın içine gelip kuzuyu almış, gitmiş. Adil’le Godil bir de gelse kuzu yok. İçeride voz voz sinekler var.
Godil:
-Adil, kuzu nerede kalmış acaba?
Adil:
-E nerede kalacak Godil, baksana şu sinekler yemiş onu.
Sonra sineklere vurmaya başlamışlar.
-Ne yapacağız şimdi biz?
-Ne yapacağız, gideceğiz bu sinekleri mahkemeye vereceğiz.
Mahkemeye gidiyorlar. Hakime savcıya dertlerini anlatıyorlar. O sırada da hakimin burnuna bir sinek konmasın mı! Adil de sineği görünce hakimin burnuna bir yumruk vurmasın mı! Hakimi oracıkta devirivermiş.
Masal da burada bitivermiş…

Çocukluğumda geceleri soba başında dinlediğim bu masal şimdi büyüyüp kocaman bir mecrada kendini anlattıracak. O kadar keyifliyim ki anlatamam. Umarın siz değerli okuyucular bu masaldan en az benim kadar keyif almışsınızdır.
Saygılarımla.