3. Bölüm

0
31

FOTOĞRAFÇILIK

Sabah olmuştu. Güneş karanlık düşüncelerini alıp, yerine verdiği kararlar için umut etmesini sağlamıştı. Yüreği bir anda sevinçle doldu. Dışarıdan biri görse deli diyebilirdi. Verdiği kararı hatırladı. Diğer insanların ne dediği, hangi tür eleştirilerde bulundukları pek de mühim değildi artık. Hazırlandı ve bir anda kendisini sokak kapısında buldu. Her şeyi akışına bırakacaktı. Ve yürümeye başladı.

Evlerin önünden geçerken bir kedinin çam ağacına çıkarak bir güvercini yakalamaya çalıştığını gördü. Kedi yakalamaktan ziyade güvercinin oyuncağı rolünü üstlenmiş gibiydi. Bir müddet onları izledi ve gülümseyerek oradan devam etti.

Elindeki poşeti sallayarak, sabahın ilk ışıklarında ekmek almaktan hoşlanmayan bir hali vardı. Sanki dünya yıkılmış o altında kalmış gibi görünürken birden gözlerinin dolu olması gerçekten de bir sorun olduğunu gösteriyordu. Çocuğa dönerek:

– Günaydın ufaklık! Dedi. Birden sessizlik oldu. Çocuk olduğu yerde yavaş ve sakince kafasını çevirerek;

– Ufaklık değil yalnız!  Dedi.

Bir kez daha o derin sessizlik içinde birbirlerine bakarak tekrar şansını denemeye karar verdi.

-Peki! Adın ne?

-Ömer. Seninki?

-Zeynep. Tanıştığımıza memnun oldum. Dedi ve gülümsedi.

-Neyse benim işim var. Herkes senin gibi işsiz değil sonuçta.

Birden kahkahayı patlattı. Geceleyin sabaha kadar verdiği kararlar puf diye uçmuştu. Koşarak uzaklaşan çocuğun ardından bakakaldı. Ne diyeceğini bilememişti. Güne başlama heyecanı bir anda sinir bozukluğuna dönmüştü. Ama çocuk haklıydı. İşsizlikten dolayı bu haldeydi. Sayısız mülakat onu hiçbir zaman iş bulamayacağına ikna etmiş gibiydi. Artık iş aramıyor, bulduğu işleri de beğenmiyordu. Eminönü’ne gelmişti. Sabah olmasından kaynaklı fazla insan yoktu.

Eminönü sahilindeki her zaman oturduğu banka gitti. Oradan geçerken simidini ve çayını da alarak kahvaltı yapmaya hazırlanıyordu ki banka birisi çoktan oturmuştu. Çığlık atmak üzereydi. Az önce çocuktan yediği sille yetmedi bir de elindekileri birer birer kaybediyormuş gibi hissetti. O bank, annesiyle beraber oturdukları banktı. Ne zaman annesini özlese oraya gider iki simit, iki çay alarak oturur annesini yanındaymış gibi hissetmeye çalışırdı. Beceremezdi elbet ama boğaza yansıyan sabah güneşi annesinin söylediklerini anımsatırdı. Annesi O’na:

” Kızım, güzel yavrum. Zaman zaman hoşuna gitmeyecek durumlarda bulunacaksın. Kimi zaman ağlayacağın, kimi zaman güleceğin, kimi zaman da daha zor anları yaşayacağın günler olacak. Tahammül sınırlarının dayanamayacağın noktalara ulaşacak. Ama sen, bu noktaya geldiğinde sakın ola ki ruhunda oluşan hezeyanların, ferasetinin önüne geçmesine izin verme. Aklın ve kalbin çatıştığında,  derin bir nefes al ve ne yapmam gerekiyor, yaptığım sebepler, sonuçlarını nasıl etkiler sorularını hatırlat kendine. Ruhunun dağılmasından önce yaşadığın acıyı sabır taşlarıyla ör ki, vereceğin kararlar pişmanlık olarak geri dönmesin.”

Göz yaşları elindeki simidi ıslatmıştı. Annesini hatırlamak, yaşadığı sinir bozukluğunu anlamsızlaştırmış ve ona bir neden olmuştu. Annesinden öğrendiği en kıymetli şey sevgiydi. O , en kıymetli mirasıydı.

Tekrar eve dönmüştü. Ortalığı toplamaya koyuldu. Zaten bu ortamda iyi yaşamışım diye düşündü. Her yer çöplük içindeydi. Çöpleri attı, giysileri derledi, bulaşıkları da hallettiğinde rahatlayacaktı. Ve nihayet onlar da bitti. Kendisine bir keyif kahvesi yaptı ve tekrar sevdiği iş için hazırlık yapmaya başladı. Hayalinde fotoğrafçılık vardı. Henüz fotoğraf makinesi alacak parası yoktu. Onun için hem sertifika alması hem de makineyi alması gerekiyordu. Yiyecekleri de tükenmek üzereydi zaten. Çalışmaktan başka bir çaresi yoktu. İş ilanlarına bakmaya başladı. Bu defa ayrım yapmayacak sadece gerekli miktarda kazanırsa ayrılıp fotoğraf işine girecekti. İlk önce gazetede ne kadar ilan varsa hepsini değerlendirmeye aldı. Yarın ilk iş görüşmesine gidecekti. …

3. Bölüm


CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.