Zeliha

16
100

Kapkara gökyüzünden, yere sicim gibi inen yağmurun altında koşuyordu, genç kız. Henüz öğle saatleri olmasına rağmen, kara kara yağmur bulutları, kasabanın üzerine çökmüş, iç sıkıcı bir karanlığa sebep olmuştu. Yağmur, dün geceden beri hiç durmadan yağıyordu. Zaten böyle bir günün kimseye hayır getirmesi beklenemezdi.

Genç kız soluk soluğa koşarken, saçları yağmurdan sırılsıklam olmuş, kıyafetleri üzerine yapışmıştı. Gücünün tükendiğini hissediyordu artık. Mahallelerinden bir hayli uzaklaştığını, çevredeki evlerin yabancı gelmesinden anlamıştı. Ne de olsa, mahallelerinin dışına pek çıkmazdı. Üvey babası çok tutucu bir adamdı. Evden dışarı çıkmasına izin vermediği gibi, komşu kızlarının evlerine gelmesini de istemezdi. Lise birinci sınıfı bitiremeden okuldan almıştı üvey kızını. “Evde oturup, kısmetini bekleyeceksin!” demişti. 

Şimdi yağmurun altında can havliyle koşarken, okul günleri bir saniyeliğine geçip gitmişti aklından. İlkokuldayken ne zaman yağmur yağsa, teneffüslerde dışarı fırlar, yere biriken suların üzerinde zıplarlardı. Eve dönüşte annelerinden işitecekleri azar, umurlarında bile olmazdı. Çocuk olmak ne güzeldi…

Büyümeyi o istememişti ki! Genç kızlığa adım atınca üvey babasının ona bakışları değişmiş, daha kötü davranmaya başlamıştı. Artık evin içindeki varlığından bile rahatsız oluyor gibiydi. Zavallı annesi, korkudan kocasına sesini çıkartamıyor, kızına hep odasında kalmasını tembihliyordu. Günler böyle geçip giderken, bir gün anneannesinin hastalandığı haberi geldi. Hastaneye yattığı için annesi de, refakatçi olarak gidecekti. Genç kız üvey babasıyla yalnız kaldığı için çok tedirgindi. Yemeği hazırlayıp, ayakta bir şeyler atıştırıyor, hemen odasına kaçıyordu.

Fakat o gün… O karanlık gün… Gökyüzünün durmadan ağladığı, sanki yeryüzünün pisliğini temizlemek ister gibi, yağmuruyla yıkamaya çalıştığı gün… Üvey babası sert bir tekmeyle açmıştı odasının kapısını. “Zeliha!” diye bağırdı, etrafa tükürükler saçarak. Üzerine yürüdü genç kızın. Omuzlarından bastırarak, arkasında duran yatağa düşmesini sağladı. Neye uğradığını şaşırmıştı Zeliha. Üvey babasını kızdıracak bir şey de yapmadığı halde, şimdi neden böyle sinirlendiğini anlayamıyordu. Ta ki, adam ellerini genç kızın bacaklarında dolaştırana dek!

Zeliha, anlamıştı neler olduğunu. Korktu… Bir çığlık attı, sesini kimsenin duymayacağını bildiği halde… “İmdat!” diye bağırdı var gücüyle. Üvey babası bir eliyle kızın ağzını kapatıp, üzerine çullandı. Gözleri kararmıştı Zeliha’nın. Midesi bulandı. Bir kaç kez öğürdü ama kusmadı. Üzerindeki adamdan kurtulmak için, o an canını vermeye razıydı. Ölüm bile bin kat iyiydi, bu iğrençliğe maruz kalmaktan. 

Adam bir an, kızın ağzını kapatan elini çekti. Pantolonunun fermuarını açacaktı. Bu son şansıydı Zeliha’nın. Üvey babasının karnına doğru sert bir tekme savurup, hızla fırladı odadan dışarıya. Adam, yıllardır korkutup sindirdiği genç kızdan, böyle bir hamle beklemiyordu. Öylece kaldı yerde. Bir süre ayağa kalkamadı.

Zeliha ise, koşuyordu… Hiç durmadan… Yağan yağmura aldırmadan… Nereye koştuğunu bilmeden… Tek bir amacı vardı: Uzaklaşmak! Bu çirkinlikten, bu iğrençlikten, bu rezillikten olabildiğince uzaklaşmak! Hayatın daha güzel olduğu, genç kızların kimseden korkmadan, çekinmeden yaşayabildiği, gelecek günlerin umut verdiği diyarlara koşmak istiyordu. 

 

PAYLAŞ
Önceki İçerikRADİKAL ADALET MESELESİ
Sonraki İçerikFARZ-I MİSAL İTAAT

Bir anne babanın evladı olarak başladığım hayat yolculuğuma bir doktor, bir eş ve bir anne olarak devam ettim. Şimdi içime öyle bir ateş düştü ki sormayın gitsin… Yazmak istiyorum hem de hiç durmadan… Gece gündüz yazmak…

16 YORUMLAR

YORUM YAZ!

Please enter your comment!
Please enter your name here