“Sevgiliye” Mektup

0
54

Sevgilim,

 

Gözlerinin değdiği şu satırları gecenin zifiri karanlığını azıcıkta olsa kıran zayıf bir mum ışığında yazıyorum… Yine yastığı yorganı toplayıp, salonun ikili koltuğuna sıyırdım bedenimi… Ne çok tekrarlıyordum şu sıra, ne çok terk ediyordum yatağımı hayallerde sana kavuşmak uğruna… O çok sevdiğin saçlarımı da tenimle beraber hoyratça dağıttım koltuğun her noktasına, senin inadına…

Sevgilim… Ne çok düşünüyorum şu sıra bizi… Geçici bir yaz aşkıymış gibi insanların zihninde oluşan hikayemizi… Oysaki biz, yaz aşkını anlatan masaldan çok daha ötesini yazmadık mı? Ah biz sevgilim… Biz ki bir yılı aşındırıp, altı mevsimle üç şehre direnmedik mi? Direnip, en sonunda da yenilmedik mi? Vazgeçmeye karar verip de defalarca vazgeçmekten de vazgeçmedik mi? Ah sevgilim… Biz hayatın o zorlu labirentlerinin  aşk seviyesini geçmişken mantığına esir düşmedik mi seninle? Sahi sevgilim biz gerçekten yenildik mi şimdi?

Sevgilim… Aşktı bu iliklerime işlenen acının sebebi… Senin korkup kabuğuna sığındığın, benim cesaretle uçurumdan atladığım… Korkunun sebebini kendisini korumak olduğunu bilen kadın, ben! Kadının

bu çılgın haline karşı her zaman daha olgun olan adam, sen! Ve zaman zaman senin olgunluğunu alan ben, benim çılgınlığımı alan sen…

Sakallarını sıvazlayıp derine dalan gözlerin… Sen bizim geleceğimizi çoktan düşünmeye başlamışken, ben kendimi henüz boğulmak için yeni atıyordum okyanusumuza. Senin çıkmak için çırpınmaya başladığın o anlarda bıraktım kendimi uçsuz bucaksız maviliğe… Geç kalmıştın sevgilim… Artık ne yaparsan yap boğuluyordum ben ve kurtaramıyordun sen… Ve sevgilim sadece okyanusa bırakmamıştım o an kendimi… Çünkü aşktı bu ve binlerce hali vardı içine çektiklerine yaşattığı… Ve ben, bir yanda boğulurken okyanusta bir yanda da ince bir ipin üzerinde emekliyordum sana ulaşabilmek uğruna… Belki sana ulaşmam ömrümden yılları koparacaktı belki de emeklerken ipin üzerinde ayağa kalkacağım an düşüp uçurumun dibine çakılacaktım… Hiçbiri korkutmuyor beni sevgilim… Sana geldiğim bu kutsal yolda bir an bile arkama bakmayı düşünmedim ben. İçimde sadece sana ulaşma isteği var… Sana kavuşma arzusuyla yanıp küllerimi savururken etrafa, bana dokunmaya çalışan herkeste izler bırakıyorsun sevgilim…

O kadar bendesin ki sen, benliğimi unuttum artık ben… Sen gibi düşünüp, sen gibi üzülüyorum… Ve sen; korumak için beni, kendinden vazgeçip, ben gibi düşünüp, ben gibi korkuyorsun… Ah sevgilim ben bende olsam, sen sende; ne kolay olurdu kavuşmamız belki de… Ah sevgilim bu kadar karışmamış olsak ya birbirimize… Ayrışabilsek ya birazcık… ‘Ben’cilleşsek ya azıcık… İmkansız aşk labirentini geçebilip savaşı kazanabilir miyiz o zaman? Biz birbirimize dökülüp de suları karışıp okyanus oluşturmuş iki küçük nehirken ihtimali yok artık ayrışmanın. İhtimali yok artık sensizliğin. Sen benim içimde ki o nehir, sen benim içimde ki o kül parçaları… Sen benim uçsuz bucaksız okyanusum, sen beni yakan o ateşsin. Sen bensin, ben sen!

Ve böyleyken sevgilim… Şu zifiri karanlığı azıcıkta olsa aydınlatan zayıf mum da eriyip, gece karanlığa gömüldü… Ve buna rağmen seni anlatacak kelimeleri tüketemedim henüz… Milyonlarca kağıt, trilyonlarca cümleye karşın anlatılamayacak kadar deriniz sevgilim… Ve belki de bu mektubu bir gün eline geçirip de okuyacak kişilerin yazılanları anlayamayacak olması gibi… Hani bir gece seninde dilinden dökülen “birbirimizi tam anlamıyla anlamıyor olsak bile ikimiz de anlatmak istediklerimizi  en derinlerde tam da olduğu gibi hissediyoruz” cümlesinde ki gibi… Böyle derin hissedemesek belki biz de anlamayacak, ben de yazamayacaktım bu satırları… Zaten aşk anlamaktan ziyade hissetmek değil miydi?

Senin hiçbir şey düşünmeden sadece uyumayı düşlediğin şu vakitlerde aslında ne çok şey düşündüğün için gözlerinden akan uykudan öpüyorum sevgilim… Ve sen yokluğumu uykuyla savaşarak örtmeye çalışırken, ben ise en sevdiğim şairin mısralarıyla hayalini düşlerken bitiriyorum mektubumu…

 

“Güldün, güller açıldı penceremin demirlerinde.

İyi ki geçtin dünyadan.

Sahi, ya doğmasaydın? ” -Nazım Hikmet

                Seçil’ den…

PAYLAŞ
Önceki İçerikAz Şeyle Yetinmek – Yetinebilmek
Sonraki İçerikBir İhanet Bir Cinayet

Yirmi altı yaşında olup içinde on altı yaşında olan kız çocuğunu hiç büyütemeyen bir kadınım… Yazmak benim için bir eylem değil, kendime kurduğum özgür dünyam… Orada kimse yok beni kısıtlayan, engelleyen… Herkesten kaçıp sığındığım, soluklandığım yer… Yazdıkça özgürleşen, yazdıkça huzura eren gelgitli bir denizim ben…

YORUM YAZ!

Please enter your comment!
Please enter your name here