Bugüne kadar böylesine ayrıntılı bir şekilde hatırımda olmamasına rağmen tamda  şu anda okula başladığım ilk günü hatırladım. Uçları mavi dikişli bembeyaz  yakalığım; fırından yeni çıkmış bir çift mendilim; ağabeyimin iki yada üç yıl kullandığı, hafifçe solması ile sonradan aşkı duyacağım gökyüzüne çalan üst kısımları ile mavi renkli,çift gözü olmasına karşın kopmuş fermuar ucu yüzünden bir daha açılmamak üzere sabitlenen ön cebiyle aradaki astarında kocaman bir delik açılması sonucu tek bölmeli çantam;sistem değişikliğinden dolayı yeni çıkan mavi önlüğün giyilebildiği ilk öğretim yılına denk gelmem sonucunda akranlarımdan farklı olduğum için birazcık rahatsız olduğum ama sonraki yıllarda ünlü Türk Sinemasındaki çocukların ”Bu Köy Bizim Köyümüzdür” diye şarkı söyleyerek dağ bayır dolaştıkları sahneyi hatırlattığı ve daha bir çok sebepten kendimi şanslı hissettiğim, bedenime uyarlanmış,üç farklı renkte ve büyüklükte düğmeleri ile siyah önlüğüm; ablamın dikiş nakış kursundan aldığı sertifikanın yetersizliği sonucu ağabeyimden kalanların tamamının bana uyarlanmasının imkansızlığı sayesinde pazardan mecburen alınmış,  ütüsü bozulmasın diye dizlerimi fazla bükmeden yürümeye çalıştığım yepyeni gri pantolonum; ermenek markalı, astarlı, garantili su geçirmez lastik ayakkabılarım.

Bir gün öncesinde, kırılgan dallarından dolayı annemin salıncak kurmama asla müsaade etmediği salkım söğüt altında,rençberlikyaparken bir anda berberliğe soyunmuş ağabeyim tarafındanuzun sarıya çalan kıvırcık saçlarım ve hafiften de olsa kulak ucumun bir kısmının eksilmesi sonucu kırmızıya boyanankafa derimin renginin değişmesinden anlamıştım hayatıma dair bir değişiklik olacağını.

Komşumuz Ahmet Amcamlara  göstermek için sabahın erken saatlerinde kalkıp, giyinip kuşanıyorum. Yakınlardaki köylerden bir çerkez ustanın eli ile özenle örülmüştaş duvarın zemin katına yaslanmış, neredeyse otuz yaşına varmış ahşap merdivene her basışımda kulağımda gıcırdayan ve beni her seferinde korkutan ses  şimdi şarkı söylüyor. Aceleyle indiğim merdivenin son basamağı niyeti ile yerleştirilmiş, ebeveynlerimin anlattığına göre iki öküzün çektiği bir kağnı ile yamaç tarlanın ortasından alınıp evimize getirilen değirmen taşının üzerine gece yatmadan hemen önce yerleştirdiğim ayakkabılarımı özenle giyip yeni pantolonumla üzerini olabildiğince kapatıp şöyle bir doğrulup etrafta kimsenin olmadığından emin olduktan sonra sesli bir şekilde kendi kendime konuşarak heyecanımı bastırmaya çalışırken salkım söğüt altındaki kesilmiş saçlarıma takılıyor gözlerim. Daha kısık bir sesle okula başlamak için gönül rızası ile kestirdiğimi düşünüyorum ama zorunda olduğum gerçeğini de usulca kabul ederek kırmızı kan damlalarına ve saçlarımın rüzgarın dağıtmadığı kısımlara basmamaya özen göstererek uzaklaşıyorum hızlı adımlarla.

Köyün diğer çocuklarının amcamlara gittiğim yoldan geldiklerini ve benden daha şık olduklarını görünce sessizce aralarına karışıp  tam tersi istikamette bulunan okulun yolunu tutuyorum.

‘Türküm, Doğruyum, Çalışkanım’. Evet. Sonraları bu üç kelimenin ikisini tekrar tekrar kendi içimde sorguluyorum ama şimdi aklımın erdiği andan itibaren hayalini kurduğum sıralardayım. İlçeden oldukça mesafeli bir köyün mezrasında memleketinden ve toplumdan uzak kalacağını köye gelir gelmez anlayan öğretmenimin gözlerindeki öfkeden geriye kalan zamanlarda okumayı kısa sürede öğreniyorum.

Peki ya yazmak. Evet. Alfabedeki harflerin okunuşlarını ve sıralamasını konuştuğumuz dilin hecelerini kelimelerini periyodik olarak defterime geçirmeyi de biliyorum artık. Ama yazmak. Hayır. Bütün eğitim öğrenim sürem boyunca bana yazmayı kimse öğretmiyor ve ben feilatûnfeîlûndersinden sonrauzun bir süre aruz ölçüsü ile düşünüp hayata tutunmaya çalışırken en büyük arzularımdan biri olan yazmayayüz yıllıkbir gecikme ile otuzlu yaşlarımda başlıyorum.

Bugün okumaya başladığım ilk gün gibi. Nasıl ki okumayı öğrenirken salkım söğüdün altında kalıp rüzgarın bile dağıtamadığı kırmızı  sarı saçlarımı o gün orada bırakmadan önümde sürükleyip ilerledi isem bugünde arkamda bıraktığım kesikler ve eksiklikler hep aklımda kalacak.

Daha ilk günden sizleri sıkmak istemem doğrusu. Buralarda yeni olduğumdan sadece merhaba demek istedim bu yazımda. Bir kuru merhaba ile tanışmak kabul edilemez olduğundan bundan sonra sık sık paylaşımlarda bulunacağımızı umuyorum. Size anlatacağım o kadar çok şey var ki! Bu yüzden artık bütün yazılarımın sonuna nokta koymak yerine noktalı virgül koyacağım.

Aşk ile kalın;