Ruhum, nerede kaldın

0
112

Ne kitap okuyacak, ne de ışığı yakacak gücü kalmıştı. Yataktan çıkmak için bile bir neden bulamıyordu. Nerede yanlış yapmıştı? Bu karanlığı ne zaman ruhuna almıştı? Güvendiği insanlar, ruhları aşağılık birer yaratıktan öte değildi asla.
Sabah kalkıyor, elini yüzünü yıkıyor ve iç çekiyor. İnsanlar onu mutlu filan mı sanıyor acaba? Yüzüne takındığı maskeleri, birer palyaçodan farksız yaşamını hiç kimse göremiyor. Anlamıyor kimse. Neden ama sonra ağlamaya başlıyor? Ürkek halde titriyor ve tekrar yatağına dönüyor. Bugün okula gitmeyeceğim. Geziyorum, keşfediyorum, gülüyorum; herkes de sanıyor ki mutluyum. Fakat güldüğüm için mutlu olduğumu, başarılı olduğum için umut dolu olduğumu sanıyorsunuz; beni anlamıyorsunuz.
Onu anlayacak biri çıkacak mı bilmiyor. Hem, neyi anlayacak ki? O bile kendisini anlayamıyor artık. Korkuları, endişesi bütün ruhunu ele geçiriyor. Karanlık bir sokak şimdi odası; çıkış yolu bulamıyor. Hüzünle, loş ışığın altında, ıslak kaldırım kenarına oturuyor ve hıçkırmaya başlıyor. Karıncalar yağmur yağıyor diye sevinmeye başlıyor. Fakat yağmur, onun gözlerinden boşalıyor. Ve doğrusu, tanrıça gözyaşları da olmasa, toprak susuzluktan kuruyup gidecek o akşam.
Toparlanıyor. Kalkıyor. “Hayır,” diyor kendi kendine. İyi olacağım. Yürümeye başlıyor, karanlık Eskişehir sokaklarında. Bir süre yürüyor ve artık etrafını seçememeye başlıyor. “Burası nere?” diye soruyor gecenin sessizliğine. Sonra fark ediyor. Nasıl fark ettiğini bilmiyor. Bildiği bir şehir bile değil fakat anlıyor: İstanbul’da yürüyor. İstanbul’un derin sokaklarında ruhunu arıyor. Kimsecikler yok, herkes huzurla uyuyor. O uyuyamıyor. O, yatağına girse de şimdi, uyuyamayacağını biliyor. Yürüyor. Yürümeye devam ediyor. Yolunu bulmak için mi, yoksa daha da kaybolmak için mi yürüyor bilmiyor. Bildiği tek şey, ruhunu bulması gerektiği, hem de bu gece. Bulamazsa eğer boğulacak çünkü. Nefessiz kalacak. Gülüşü solacak ve gökyüzündeki ay bile kararacak. Güneş öteki sabah doğmayacak ve kimse bunun nedenini bilmeyecek. Yalnızca bu kuru, soğuk sokaklar bilecek güneş neden doğmadı. Çünkü o kız ki, o gece ruhunu bulamadı. Hayata tutunamadı. Ayakta kalamadı. Yerde yaşayamadı. Nefessiz kaldı. Kimse de ona el uzatmadı.
Köşeyi dönüyor, kapılara vuruyor, ruhunu gören bir kimse için el yordamıyla sisin arasında yürüyor. Tek başına onu bulamayacağına inanıyor şimdi. Gücü yok buna. Oysa, yıldızların bile imrendiği o galaksiler barındıran gözlerini kendisi de bir görse; hissedecek umudu, anlayacak ne kadar güçlü olduğunu. Fakat hayat değil mi bu, çıkmıyor karşısına bir ayna. Hayat işini biliyor. Topu verecekmiş gibi yapıp, pas atmıyor. Sağ gösterip sol vurmak değil de, el uzatıp yarı yolda bırakıyor. Hayat, sanki, aramızdaki en yalancı. Sahtekâr mutluluklarla gözümüzü boyuyor ve sonra da kahkaha atmaya başlıyor. Kahkahanın kaynağını çözmeye çalışırken tavana bakakalıyorsun ve sonra içindeki boşluğun farkına varıyorsun. Her şeyin sahteliğinin. Aslında her şeyin bir oyundan ibaret oluşunun ve senin aslında hiçbir zaman “gerçekten” mutlu olamayışının.
Bir ses işitiyor, irkiliyor. Geçmişten geliyor sanki ses. Bir el değiyor koluna, ürperiyor. Nefes alamayacak kadar gücü tükenmiş halde. Ruhunu bulamadığını, başaramadığını biliyor. İşte, diyor, işte ölüyorum.
Fakat o el… O sıcak el sanki ruhunu okşuyor, tenini değil. Duyduğu ses kulak zarlarından içeri girip, beyninin en aşkı hissettiği noktasına karışıyor. Öyle bir nokta ki bu, bütün hormonları gülümsemeye başlıyor. Kalp atışı tekrar ritmini buluyor. Ölmüyorum, diyor. Sisin arasından, geçmişten bir yerden fırlayıp gelmiş o roman kahramanı gibi duran genç adama bakıyor. İçten bir gülümsemeyle ona sarılıyor. Heyecandan titriyor bu kez, korkudan değil. İçi sevinç doluyor, umut doluyor. Her şey yoluna girmeye başlıyor. Ve her şey yolunda gidecek, bunu da biliyor. Endişeleri yok değil, ama ruhunu besleyen o adamın kollarına bırakıyor kendisini. Güvende olduğunu biliyor. Maskelerini çıkarmaya kalmıyor, adam yüzüne uzanıyor ve yanaklarını okşuyor. Maskeleri bir bir düşüyor. İhtiyacı yok artık o maskelere. Ait olduğu, nefes aldığı yerde şimdi. Noel de yaklaşıyor, yılbaşı da geliyor şimdi. Karanlık sokaklar bir anda aydınlanıyor. Süslenmiş çam ağaçları, yeni yıl ışıklandırmaları filan her şey içini ısıtıyor. Elini tutan adam, içini ısıtıyor.
Her şey güzel olacak, diyor içinden. Adam bunu gözlerinden okuyor. Evet, diyor, her şey güzel olacak. Yanımdan ayrılma sakın. Ayrılmayacağım.

PAYLAŞ
Önceki İçerikYa Papatya Olursun Ya Da Diken
Sonraki İçerikVATANI SEVMEK
Hakkımda bilmeniz gereken şeyler yazılarıma kazınmış kasvetli çığlıklardadır.

YORUM YAZ!

Please enter your comment!
Please enter your name here