Mavi bir yalnızlık

0
63

“Korkma mavi renginden, sarıl ona.” “Fakat sensiz çok yalnız hissediyorum.” “Maviye. Maviye sarıl. İyi hissedeceksin.” “İstemiyorum, seni istiyorum.” “Mavide gizliyim.” “Yoruldum. Gizlenme artık benden, ne olur.” “Mavide ara beni, orada bulacaksın sana söz veriyorum.” “Bana söz verme, bana kendini ver.” “Kendim sözümde saklı.” “Sözün sende kalsın, sen de bende.” “Kalamam. Maviyi bırakabilirim ama sana, maviyle iyi anlaş, ben oradan sana göz kırparım.” “Gözlerini kırpma, ışığımı kesme.” “Işığı hissedebilmek için karanlığı kavraman gerekir.” “Sen olmazsan ışığı hissedemem.” “Karanlığına mavi kat, aydınlanacaksın, inan bana.” “Sen yoksan aydınlanmak istemiyorum.” “Mavi elbiseni giyin, kokumla orada olacağım.” “Boynunu bana ver, kokunu oradan duyayım.” “Boynum benim değil ki sana vereyim.” “Senin değil zaten; benim, ver onu bana.” “Boynum da, bedenim de her şeyim de mavi renginde saklı, oraya gitmezsen yalnız hissedeceksin.” “Gitmeyeceğim.” “Ben giderim.” “Gitme.” “Gitmeliyim. Mavi. Unutma.” “Lütfen… Kal…”

Kapıdan çıkıp gitti. Çıkıp gitti kapıdan. Gitti kapıdan çıkıp. Kapıdan gitti çıkıp. Gitti çıkıp kapıdan. Çıkıp kapıdan gitti.

Tek bir kelime dahi demedi. Mavi deyip durdu. Tutturdu mavi diye. Fakat tutmadı beni, niye? Ah. Özlemim o kadar ağır ki. Nefesim kesilecek gibi oluyor. Nereye gitti? Mavi… Maviye saklandım… Fakat nerede? Gökyüzündeki mavi mi, gökkuşağı mı yoksa göklerde değil de yerin dibi mi? Mavi elbiseme uzanıyorum. Onu giyinmeye başlıyorum ama siyaha mı dönüyor renkler? Etrafıma bakınıyorum. Karanlık bir siyah beyazlık hakim oluyor her bir yana. Odamda değilim; burasını bilmiyorum. Mavi bir deniz saçlarını savuruyor bir sağa bir sola. Gelip gidiyor, gidip gelmiyor. Bankın kuru soğukluğunda oturuyorum ve başımı okşayan rüzgâr ile ruhumun üşüdüğünü hissediyorum. Bir sonbahar yaprağı uçuyor, denize konacak fakat bir martı onu havada kapıp kaldırım kenarına bırakıyor. “Yaşa canım yaprak, sarı yaprak…” diye çığırıyor. Göz göze geliyoruz martıyla, “sana ne oldu” demeye dili varmıyor, gözleri doluyor ve uçup gidiyor kutuplara doğru. Kutuplara varıp ne yapacak bilmiyorum. Âşık olduğu bir penguen var, bundan üç yıl önce sokağa atılmış bir gazetede gördüğü. Üç yıldır cesaret toplamaya çalışıyor, gideyim göreyim sevdiğimi diye. Neden ama bana bakınca kararını veriyor ve işte uçup gidiyor. Git, sen de git… İnsan sesleri, uğultuları yükseliyor. Arkama bakıyorum: Kimse yok. Sonsuz ağaçlar çevrelemiş arkamı, bir orman uçsuz bucaksız. Sapsarı yapraklar hışırdadıkça yalnızlığım damarlarıma pompalanıyor. Kalbim duracak gibi oluyor. Derin bir iç çekmek için nefes almaya varmıyor ciğerlerim. Ürküyorum. Nefessiz, sevgisiz, ruhsuz, yapayalnız oturduğum bu bankta; mavi rengi bile bana umut vermiyor. Kalkıp yürümeye başlıyorum denizin kenarından. İleri bakıyorum, sonsuz bir yol sanki. Fakat sonsuz olan bir şey yok, biliyorum, yalnızlık tek sonsuz kavram ve bir ömür için fazla uzun bu sonsuz yalnızlık, o halde ölüm kaçınılmaz kurtuluşum. Değil, lütfen. Hayır, ölmeliyim. Ölme, tutun. Neye? Şu arkandaki ağacın dallarına tutun. Dallar kahverengi, maviye tutunmalıyım. Hayır, mavi sonun demektir. Hayır, mavi sonsuz demektir… Üzerime bak, elbiseme bak, siyah-beyaz mı mavi mi bilmiyorum ve bu bilinmezlik bana bir huzur veriyor, bilinmeze ilerlemeliyim, oraya aitim. Değilsin, bana aitsin, bize aitsin, benimle kal; ben senim. Sen bensen, beni anlarsın sevgili ben, ölürsek tekrar nefes alabileceğiz, sana söz veriyorum. Sözünü istemiyorum! Yaşa dedim sana! Ne olur, yapma bunu. Yapmalıyım. Hamlet’in de dediği gibi:

Kim dayanabilir zamanın kırbacına?
Zorbanın kahrına, gururunun çiğnenmesine,
Sevgisinin kepaze edilmesine,
Kanunların bu kadar yavaş
Yüzsüzlüğün bu kadar çabuk yürümesine.
Kötülere kul olmasına iyi insanın
Bir bıçak saplayıp göğsüne kurtulmak varken?
Kim ister bütün bunlara katlanmak
Ağır bir hayatın altında inleyip terlemek.

Benim de bir tiradım olmalı mı, son nefesimden önce? Yoksa bu piyes acı dolu ve çarçabuk bitecek miydi? Trajediden öteye geçmeyecek miydi? Tanrıya sormaktan çekinir mi yüreğim böylesi derin bir soruyu ve ben kimim ki Tanrıyı sorgulayacağım? Ama o beni sorgulamayacak mı… Ben de onu sorgulayamaz mıyım? Fakat sen yalnızca bir insansın! Bir mahluksun, o ise yaratıcı… Fakat ruhum onun bir parçası değil mi? O halde ben de onun bir parçası, bir tanrı parçası sayılmaz mıyım? Tanrısal bir başkaldırı yahut bir sorgulama hakkı olmaz mı içimde? Olur tabii. Mavi’ye bir mektup yazıp gideceğim bu dünyadan. Maviye karışacağım. Onun dediği gibi. Evet.

Sevgili Mavi,

Bugün günah işledim. Hayattan ümit etmeyi kestim. Gülümsemeyi terk ettim. Anlamımı aramadım, anlamsızlaştım. Ben kimim ki? Bir hiç kimse. Hiçten farksız, yok olmaya yüz tutmuş bir tanrı parçası ruhlu, acınası bir kadının tekiyim. Sen kimsin peki? Tanışmış olmayı çok isterdim canım Mavi. Çok sevdiğim bir adamdı, vardı, yanı başımdaydı. Şimdi gitti ama senden çok bahsederdi. Mavi derdi, misafirperverdir, sever, saygılıdır; öper koklar, sarılır sana derdi. Sana gelmeden bir mektup yazmak mecburiyetini hissettim sevgili Mavi. En çok denizi mi, gökyüzünü mü seversin? Yoksa Ay’ın o beyaz renginde kaybolup maviye ulaştığı tondaki heyecanı mı seversin? Peki beni, Mavi, beni sever misin? Sevmek ister misin? Ah Mavi! Aşkımla içten içe eriyorum Mavi. Yardım et. Günaha düştüm. Çok boş hissettim. Sen nasılsın? Sen iyi misin? Hayır, hayır. Yokluğun içinde bir doluluk arıyorum. Boş bir bardağın, yarısının dolu olduğunu hayal ediyorum, gözlerim beni kandırıyor… Gözlerim etrafımı boyuyor ve gözlerim boyanıyor… Makyaj. Makyajım yanaklarımdan akıyor. Rimelim yanaklarımı kesiyor. Kanamaya başlıyor yüzüm. Kan akıyor gözlerimden, yaşlar kırmızıya dönüyor. Akacak kan damarda durmaz ya, akacak yaş gözde durur mu hiç! Durmaz. Ama kuruyorum Mavi, yardım et… Suyun maviliğinden bana bir damla su ver… Susuyorum. Ve hep sustuğum için şimdi yapayalnız kalıyorum… Dur diyemedim, diyemiyorum… Dedim! Dedim fakat bu makyajlar aktı. Allah kahretsin bu makyajlar aktı ve o gitti… Ne diyeyim ben şimdi! Ne yapayım söyle! MAVİ! NE OLUR. BİR ŞEY DE. Makyajım akmasaydı kalacaktı. Kalırdı. Ellerim daha yumuşak olsaydı kalırdı. Biraz daha sevseydim onu o da beni severdi. Onsuz yaşamak kadar mantıklı bir kavrayışa uzanamıyorum. Mantıklı kelimesi mantık dışı ile birleşiyor: Mantıklımantıkdışı oluyor ve hiçbir şey anlamlı gelmiyor. Yalnız kalıyorum. Mavi… Çayı demlemeye başla, ben geliyorum.

Hala umut var, bunu yapma. Var biliyorum, şu dalgaların içine karışıp arayacağım o umudu. Ya bulamayıp boğulursan? Umudun boğulmak olmadığı ne ala?

KADIN: Şimdi gitsem de karmakarışık bir diyara,
Sevgimle karışsam da bu huzursuzluğa,
Kayalıklarda köpürüp de arama beni bir daha,
Bu hayat beni tatmin etmedi ve içimdeki ruh da bana hiç ait değildi,
Günah olduğunu bilsem de şimdi,
Birçok günahı bile bile işlediğim gibi,
Tanrıdan af dileyerek, dizlerine kapanıyorum gözyaşlarımla.
Heyecanla avutmaz belki beni,
Düşünmez bile üzerimde fazla fakat ben düşünülmeye değerdim.
İnsanların sahteliği karşısında daha fazla gülemedim,
Mavi tonundan sıyrılıp bu yokluğuna hayatın,
Karışmayı ben seçmedim.
Gülümsese de kader sana,
Anlarsın sen, biteceğini bu aşkın da,
Sevgisizlikle sonuçlanır her bir güven,
Ve güvendir ki insanı yerle bir eden,
Nasıl bir ümitle sarılmıştım oysa bir zamanlar hayallerime,
Şimdi hepsi tek bir yerde.
Bir kapı ki açılıyor mu kapanıyor mu bilmiyorum,
Gittiğim yerde sevgi olur mu, sanmıyorum,
Yalnızlığa alıştığım bu evrende daha kötü olmak istemedim,
Kötüleştikçe eridi kalbim ve işte şimdi,
Dursun, bitsin gitsin istedim,
Mavi, bitiyor piyesim,
Geliyorum sevgilim.

 

(Tirad, İş Bankası Yayınları, Shakespeare – Hamlet, çeviri: Sabahattin Eyüboğlu)

PAYLAŞ
Önceki İçerikGÜZEL VE ÇİRKİN
Sonraki İçerikGÖKYÜZÜ YALAN SÖYLÜYOR
Hakkımda bilmeniz gereken şeyler yazılarıma kazınmış kasvetli çığlıklardadır.

YORUM YAZ!

Please enter your comment!
Please enter your name here