HEDİYE PAKETİ (4.BÖLÜM)

0
180

Boyu epeyce uzun olan polis memurunun söylemi Rengiz’i şaşırtmamıştı. Genç bir kadın cesedine ait olan parçalar bir kutunun içerisinde kapısının önüne bırakılalı henüz 7 gün olmuştu, polis elbette Rengiz’i bu konunun dışında bırakmayacak sık sık onlarca soru ile beynini aşındıracaklardı. Hemen kapının arkasında duran, döşemelerinin yenilenmesiyle hayata geri döndürülmüş tekli koltuğa atılıvermiş paltosunu eline aldı ve sanki diğer memur konunun dışındaymış gibi direk uzun boylu olanın yüzüne kısaca bakarak (-Gidebiliriz) dedi. İki polis kendilerini takip etmesini emredercesine merdivenler yavaş adımlarla inmeye başladılar. Rengiz kitlemeye gerek duymadığı kapısını, tek seferde kapanmayacağını tahmin ederek normalinden daha hızlı çarptı. Kapanıp kapanmayacağı şu anada pek de umurunda değildi aslında. Polislerin ardından merdivenleri inerken bu arada paltosunu da üzerine geçirdi. Sokak kapısını açar açmaz iliklerine kadar işleyen soğuğu hissedince paltosunu çoktan giymiş olduğuna memnundu. Kısa boylu olan memur şoför koltuğuna geçerken Rengiz’e arka tarafın koltuğunu açtı. Uzun boylu olan memur ise ön tarafa oturmadan Rengiz’in binmesini bekledi. Karakol pek uzak sayılmasa da yakın olduğunu söylemek de zordu. Aşağı yukarı 15-20 dakika sürecekti yol. Bu sürede abranın içinde kimsenin ağzını bıçak açmadı. Ne polisler Rengiz’e herhangi bir soru sordular nede birbirleriyle konuştular. Sessizliği aralayan tek şey; ne konuşulduğu anlaşılmayan polis telsiziydi. Rengiz polis telsizinin hala kullanılıyor olmasına şaşırmıştı. Birkaç dakika ne konuşulduğunu anlamaya çabaladı ama boğuk boğuk çıkan seslerin kulağını tırmalamasına daha fazla tahammül göstermeyip dikkatini başka yöne çevirdi. Camdan dışarıyı izlerken ona sorulacağını düşünmeye çabaladı. Kafası ne anlatması gerektiğiyle ilgili o kadar meşguldü ki aracın duraksamış olduğunu epey sonra fark etti. Ön çaprazında olan kısa boylu polis memurunun yüzüne gözlerini dikerek neden burada bekledikleriyle ilgili bir anlam bulmaya çabaladı. Bu sırada bakışlarını öne çevirdiğinde; beyazı kirden griye çalan, modelinin 2000’lerin üstüne çıkmasının pek mümkün olmadığı bir Wolksvagen yollarını kesmiş gibi görünüyordu. Gariptir ki bu Rengiz’i endişelendirmedi. Daha başka başıma ne gelebilir ki dediği sırada bir başkası daha gelmişti, o bu zincirlemeye alışkındı. Polisler ise bir hamle bekliyorlardı. Belki arabadan birinin inmesini ya da belki ateş edilmesini… Yaklaşık 4-5 dakika ilk adım beklendikten sonra hamle yine karşı taraftan geldi. Arabanın şoför kapısı aralandı. İçinde bulunan adam önce sol ayağını dışarı sarkıttı, ardından diğer ayağını da yere indirip doğruldu. Adam arabadan inerken Rengiz polis memurlarının silahlarına davrandıklarını fark etti. Arabadan inen adam oldukça yapılı görünüyordu. Suratına geçirdiği kar maskesi ile baştan aşağı simsiyahtı neredeyse. Ne yapacağı belirsizdi, fakat oldukça soğukkanlı görünüyordu. Yavaş ve ruhsuz adımla arabanın bagajına doğru ilerledi. İnce uzun kontrplak gibi bir tahta parçası çıkarttı bagajdan. Arka plakanın biraz üstünden eğimli olarak yere doğru diklemesine yerleştirdi. Adam sakince istifini bozmadan yolun ortasında dilediğini yaparken, adının Cengiz olduğunu öğrendiği kısa boylu olan polis memuru daha fazla beklemek istemedi ve kapıyı açmaya yeltendi. Uzun boylu olan ise gözlerini adamdan ayırmadan ona sertçe beklemesini söyledi. Ses tonu o kadar emrediciydi ki Cengiz bir daha inmek için teşebbüs etmedi ve yeniden bakışlarını adama doğru yöneltti. Aşağı yukarı 3 saniye kadar geçmeden ikisi de aniden başlarını Rengiz’e çevirdiler. Rengiz kendisine bakıldığının farkındaydı fakat buna aldırmadı. Gözlerini arabanın bagajından ite kaka beyaz bir kutu indirmeye çalışan adamdan ayırmadı. Kafasında saniyeler için o kadar fazla ihtimal canlandı ki hangisi için dehşete düşmesi gerektiğini kestiremedi. Bir  iki saniyeliğine kısa boylu olan(Cengiz) polis memuru ile göz göze geldi. Oldukça cılız çıkan bir sesle bir sesle bildiği bir şeyler olup olmadığını sordu Cengiz. Rengiz cevap vermedi. Belki de veremedi. Beyni cümle kurabilmesine yardım edebilecek durumda değildi. İnanmak istemese de biliyordu aynı şeyin olduğunu. Bu bir felaketin başlangıcıydı tek bir kurbanla yetinilmeyeceğini kestirebiliyordu. Kutunun içinde parçalara ayrılmış cesedin suratını merak ediyordu. En çokta gözlerinin yeşil olup olmadığını. İçinde yazabilecek notu düşünüyordu. Engin kendisini öldüren birini daha mı öldürmüştü yoksa?

YORUM YAZ!

Please enter your comment!
Please enter your name here