Boyalı Peçe: Bir ruhani uyanış hikâyesi

0
49

İngiliz yazar W. Somerset Maugham tarafından kaleme alınan Boyalı Peçe, 1920’li yıllarda Londra ve Hong Kong’da geçen bir hikâyeyi anlatır.
Bugüne kadar okuduğum klasikler arasında ilk sıralarda yerini olan eser, yazarın öz geçmişini okuduğumda ona daha sıcak bakmamı sağladı. Şöyle ki, yazarımız Tıp Fakültesi’ni bitirmesine rağmen ilk romanı olan Lambeth’li Liza’nın başarı kazanması üzerine edebiyata yöneliyor. Ve yazmaya devam ediyor… Eğer içinizde yazmak bir tutkuya dönüşüp alev alev yanıyorsa, er ya da geç ortaya çıkıyor sanırım.
Kitabın konusundan bahsedelim biraz…
Ana kahramanımız Kitty, annesi tarafından çocukluğundan beri iyi bir evlilik yapmak üzere yetiştiriliyor. Güzelliğine rağmen bir türlü annesinin istediği niteliklerde bir talibi çıkmayınca yaşı ilerliyor ve panik halinde, aslında istediği özellikleri taşımayan, sevmediği bir adamla evleniyor. Bu adam Hong Kong’da görev yapan Walter adında bir bakteriyolog. Evlendikten sonra Hong Kong’a yerleşiyorlar ve Kitty sevmediği ve hiç saygı duymadığı kocasına ihanet ediyor. Evlendikten kısa bir süre sonra başka bir adamla ilişki yaşamaya başlıyor ve günün birinde kocasına yakalanıyor. Kocası Walter ise onun hiç beklemediği bir hamle yapıyor ve birlikte kolera salgını olan bir bölgeye gitmelerini teklif ediyor. Sevgilisinden beklediği desteği göremeyen Kitty kocasıyla gitmeye mecbur kalıyor ve hikâyemiz işte tam da bu noktada şekil değiştiriyor. Orada yaşadıkları Kitty’nin içindeki meleğin uyanmasına sebep oluyor. Aslında ne kadar merhametli bir kadın olduğunu görüyoruz. Ama bu değişimi kocasını sevmesini sağlayacak mı? Orada öğrendiği hamileliği evliliğini kurtaracak mı yoksa her şey daha mı kötü olacak?
Bu soruları merak ederek bir solukta okuyup bitirdim kitabı. Kesinlikle tavsiye ederim. Yazıldıktan seneler sonra bile ders niteliğinde olan bu değerli eseri hâlâ okumamışsanız bir an önce kütüphanenize katmanızı isterim. 1900’lü yılları çok geride bırakmış olsak da, ne yazık ki kız çocuklarımızı doğru bir şekilde yetiştiremediğimizi düşünüyorum. “Prenses” olma hayaliyle, güzelliği, görünüşü ön plana çıkarılan kız çocuklarımızın gelecekte yaşayacakları hayal kırıklıklarını da hesaba katmak gerekiyor. Daha okula bile başlamadan sürülen ojelerin, kabarık prenses elbiselerinin, gelinlik özentisinin kızlarımızın gelişimlerini olumsuz etkilediği kanısındayım. Güzel olduğu için değil, akıllı olduğu için değil, başarılı olduğu için değil, insan olduğu için değerli olduklarını, erkek/kız farketmez tüm çocuklarımıza aşılamalıyız.
Özetle ben birçok ders çıkardım bu kitaptan. Kim bilir belki sizler çok daha farklı değerlendireceksiniz kitapta geçen olayları. Okumadan bilemezsiniz…

YORUM YAZ!

Please enter your comment!
Please enter your name here