Bitmeyen esaret

8
305

Etrafını saran demir parmaklıklara artık aldırmıyordu Leo. İsyan etmeyi bırakalı çok olmuştu. Koşmak, kendi vatanında özgürce dolaşmak, istediği zaman uyuyup istediği zaman uyanmak, doğduğu topraklarda alıştığı, bildiği havayı solumak imkânsızdı bundan sonra. Bunların bilincine vardığından değil, yediği sopalar ve kırbaçlar sonucu, açlıkla terbiye edildiği günlerin ardından yitirmişti umudunu. Atalarından kalan genetik mirası, yani yırtıcılığını bu kafesin dışında bırakmıştı. Bırakmak zorunda kalmıştı… Bırakmak zorunda bırakılmıştı…

Ekvator bölgesinin sıcağına alışkın vücudu, getirildiği bu soğuk memlekette birçok kez zayıf düşüp hastalandığı halde, kimsenin vicdanı sızlamadı elbette. Çünkü Leo artık buranın “mal”ıydı. Buranın dışında bir hayatı olamazdı.

Demir parmaklıkların ardından bakan meraklı gözler eşliğinde, ağır hareketlerle, yattığı yerden kalktı. Başı önünde yürüdü yavaşça. Yürüdükçe kaslarının biri kasılıp, biri gevşiyor; bu görüntü izleyenlerde hayranlık uyandırıyordu. Hafta sonu olduğundan, çoluk çocuk herkes buradaydı.

Ziyaretçiler varken beslenmesine izin verilmediği için, ayağa kalkıp yiyecek araması da boşunaydı. Kafesin içinde bir tur attıktan sonra, çaresizce az önce yattığı yere geri döndü. İzleyenler hayretle bakıyorlardı ona. Ne kadar da büyük ve asildi. Ayaklarını altına alıp yatmaya devam etti. Tüm gün yaptığı bu değil miydi zaten? Başka ne yapabilirdi ki! O müebbet hapse mahkûm bir masumdu.

Henüz yavruyken ana vatanından koparılıp, insanlara sergilenmek üzerine hayvanat bahçesine getirilen bir aslandı Leo. Dünyanın dört bir yanında savunmasızca tutsak bırakılan aslanlar, leoparlar, penguenler, kelebekler, yunuslar, timsahlar, foklar, zebralardan sadece biriydi o… Sadece biri… İlk değildi ve son olmayacaktı. Onların da canlı olduğunu, onların da nefes aldığını düşünmeden, ne koşullar altında yaşamını sürdürdüğünü bilmeden kendi eğlencelerine alet ediyorlardı insanlar.

Kendi ırkına merhamet göstermeyen insanoğlunun hayvanlara acımasını beklemek hayalperestlik olur. Biliyorum…

Çocuklarımız tellerin arkasında hayata küsmüş bir kaplanı izlemese de olur. Veya on metrekarelik havuzun içinde dönüp duran yunusları izlemese de devam eder hayatına… Belgesellerden, kitaplardan görür, tanır hayvanları. Onları rahat bırakalım artık. Kafeslerin içinde ömürlerinin sonuna kadar tutsak yaşamasınlar. Doğal ortamlarında koşsun, avlansın, özgürlüğün tadına varsınlar.

8 YORUMLAR

  1. Yazdiklariniza katiliyorum didem hanim. Sirkler de ayni sekilde. Kendi eglencemiz ugruna hayvanlara eziyet cektiriyoruz ne yazik ki. Bu konuya degindiginiz icin tesekkur ediyorum , yazinizin bir farkindalik olusturacagini dusunuyorum.

  2. Ana vatanından uzak esir bir aslanın bu hikayesini okurken başlarda hayalimde bir mülteci canlanmıştı, güzel bir yazı olmuş… Tebrikler 👏🏻

  3. Çok doğru insanlık olarak merhamet duygumuz köreliyor. Sadece 1 dakikalığına önünden geçicez diye hayvanların esaret altında kalması çok üzücü. Çok güzel bir yazı olmuş teşekkürler.

YORUM YAZ!

Please enter your comment!
Please enter your name here