SONBAHAR KADINI

0
65

Rüyamsı tenine uzanırken titremeden edemedim. Masum gülüşü bütün korkunç yaratıkların endişeyle kaçışmasına neden oluyordu. Gökyüzü ağlıyor ve o yine de gülümsüyordu. Sararmış yapraklar ürkekçe ayaklarının altında eziliyor, çığlık çığlığa hışırdıyordu. Ağaçların altından yürümeye devam ederken onu takip ettim; altında geçtiği ağaçların üzerine konmuş baykuşlar dedikodusunu yapmaya başlıyordu. Baykuşlar homurdanıp duruyor, gecenin bu saatinde ortaya çıkmış ışık kaynağına küfürler savuruyordu. “Nereden geldi bu kadın?” dedi baykuşlardan biri. 
“Ne bileyim ben! Gece çöktü diye seviniyor, gugukluyor ve avımı gözüme kestiriyordum ki, güneş doğdu sanki; bir an gözlerimi kamaştırdım sonra bir de baktım ki, insan şeklinde bir güneş! Böylesini hiç görmedim.” diye cevapladı kaşlarını çatmış olan öteki baykuş. Onları dinlerken sırıtmadan edemedim. Tekrar önümde yürüyen kadını izlemeye başladım. Güneşi izlemeye başladım. Duraksadı. Bana doğru döndü ve gülümsedi. Tüylerim diken diken olurken ne yapacağımdan emin olamadım. Kaskatı kesilmiştim. Bana doğru birkaç adım attı ve gözlerini kıstı. İyice içine çekmeye çalışıyor gibiydi sanki, gördüklerini. Gerçekten bana ait olduğuna inanmakta güçlük çekiyordum şimdi. Nefes alışverişi beynimi sulandırıyor, görüşümü silikleştiriyordu. İyi ki de silikleştiriyordu; kuşkusuz güzelliğinin karşısında yere yıkılmamak için sonsuz çaba sarf etmem gerekirdi. Sonra kulağıma uzanıp fısıldadı, bedenime değil ruhuma fısıldadığına yemin edebilirdim çünkü gözüm kararır gibi oldu. “Öp beni,” dedi ve onu öpmek üzere uzandığımda artık yapraklar rüzgârda sallanmıyordu. Gökyüzündeki bulutlar resimmiş gibi donmuştu. Martılar da takılı kalmıştı havada. Baykuşlar kötü bakışlarını sabitlemiş, hareket dahi etmiyorlardı. Sonra rüzgâr da kesiliverdi. Zaman akmıyordu. Kalbim, kalbim de mi durmuştu? Dudaklarım kuruluktan çatlamış haldeydi. Onu öpmek üzere uzandığımda artık, kendimde değil, bir başka yerdeydim; karşımda dikilen genç adam, epey tanıdık duruyordu. Saçları biraz ağarmış, genç olmasına rağmen yüzündeki çizgiler onu otuz yaşında gösteriyordu. Amatörce dudaklarımı emiyordu ve ben ne olduğunu anlayana kadar sanki saatler geçmişti. Ruhum onun ruhuyla yer değiştirmişti. Dünyaya onun gözlerinden bakıyordum ve ürkmeden edemedim. Her yer siyah beyazdı. Her yer karanlık ve ümitsizdi. Korkunç gölgeler üzerime geliyor, beni heyecanlandırıyordu. Tek ışık kaynağı; hayır, ay bile değil, bendim. Karşısında dikilmiş, dudaklarını öpmekte olan ben, umuda dair tek ışıktım gördüğü bu çevrede. Ve öpüşme bittiğinde tekrar bedenime dönmüştüm. Şimdi çimenlerin üstünde yatıyor, eliyle sakallarımı kaşıyordum. Dünyayı hep siyah beyaz olarak seyretmiş olan ben, gökkuşağı renklerine kuşanmış bu kadını ilk gördüğümden beri aşkı bütün damarlarımda hissetmiş ve her saniye titremiştim, bir gün gidecek diye; ama artık onun gözlerinden de görmüştüm gerçeği, o benim için neydiyse, ben de onun için oydum. Ayağa kalktı ve yürümeye başladı. Yine onu seyre koyuldum. Gözlerimi kapatsam bile onu takip edebileceğimi biliyordum; menekşe kokusu çünkü bir tek benim burnuma ilişirdi ve bir tek oraya aitti. Karanlık mavisi bulutlar yine çökmüşlerdi yeryüzüne ve bir şimşek ile gözyaşlarını daha fazla tutamadı gökyüzü içinde. Titreyerek geriye döndü, gözleri kocaman, ürkmüş halde kollarıma koştu küçük kız. Sarıldım ve sıktım onu bütün içtenliğimle. Küçücük, bir başına kalmış ve korkmuş o kız çocuğuna bunca acı çektirmiş olan herkesin topraklama çubuğu olmasını diledim bu gece. Yıldırım başlarına düşecek, hiç değilse bir işe yaramış olacaklardı; ağaçlar çünkü ateş almak için fazla değerliydi. Ağaçlardı ki, onun akciğerlerine yol alan oksijeni üreten ve kuşkusuz o, karbondioksit değil, umut saçıyordu gerisin geriye. Onun berrak nefesiyle besleniyor, ümitsizliğimi gözlerindeki kahve kokusuyla gideriyordum. Dudaklarının kırmızılığıydı, kanıma renk veren ve geceleri ay olarak onun tenini benimsemiştim. Başımı eğdim ve hala kollarımda titremekte olan kızcağıza baktım, ağlıyordu. Burnumu saçlarına gömdüm ve kokusunu iyice içime çektikten sonra, ellerimle gözyaşlarını sildim. Gözlerime baktı ve tekrar kendinden emin bir kadına dönüşmüştü şimdi. Dimdik karşımda dikiliyor, gülümsüyordu. Yağmur suyu saçlarını öyle güzel ıslatmıştı ki, ona tekrar âşık olurken uzandım sağ kulağına ve fısıldadım, “her şey yoluna girecek palyaço.” 

PAYLAŞ
Önceki İçerikİLK BU !
Sonraki İçerikBENİM BURCUM GÜNEŞ

Hakkımda bilmeniz gereken şeyler yazılarıma kazınmış kasvetli çığlıklardadır.

YORUM YAZ!

Please enter your comment!
Please enter your name here